Düşündüğü gibi gelişmeler olmaktaydı. Basiretsiz Enver Paşa ve İttihat yönetiminin başarısız kararları sebebiyle Birinci Cihan Harbi patlak verdi. Savaşın ilk cephesi sayılan Trablusgarp'ta ordu komutanı sıfatıyla, Binbaşı Mustafa Kemal görevliydi. Mustafa Kemal, orada kendisini hemen kabul ettirdi. Yönetimin kendisinde olduğunu herkese daha ilk günden hissettirmişti. En korkulan eşkıyalarla, etkili din adamlarıyla, asilerle yiğitçe yüzleşti. Onlara meydan okudu. Kendisine düzenlenmeye çalışılan birkaç suikast girişimi de yine kendi bertaraf etti. Bu durum henüz 28 yaşındaki bir kurmayın kendi iradesiyle üstün geldiği bir sınav gibiydi. Bu sayede Trablusgarp'ta kontrolü ele geçirmiş ve düzeni sağlayarak, savaşın kayıplarını en aza indirmeyi başarmıştı.

 

Trablusgarp ilk hava savaş suçunun işlendiği cepheydi. Tarihte ilk kez uçaklar savaş aracı olarak kullanılmış ve sivil bölgeler havadan bombardımana tutulmuştu. Binlerce sivil yaşamını yitirdi. Mustafa Kemal Trablusgarp'ta yaşadıklarından çok etkilendi ve çok şey öğrendi. Trablusgarp'ta cephe kaybedilmiş sayılsa da Mustafa Kemal cepheden muzaffer bir komutan olarak dönmüştü.

Enver Paşa yönetimindeki Osmanlı Ordusu, alınan yanlış kararlara rağmen, askerinin dayanma gücü ve yüreğindeki imanı sayesinde cephelerde üstün geliyordu. Mustafa Kemal Trablusgarp'tan sonra, yarbay olarak Çanakkale Cephesi'ne tayin oldu. Birinci Dünya Savaşı'nın bu en önemli cephesini komuta eden Mustafa Kemal için bu cephe özel bir okul oldu. Askerleriyle beraber destan yazdıkları bu kutsal cephede, milletin azim ve kararlılığının ihtiyaç duyulan yegane silah olduğunu bütün dünyaya gösterdiler. Birinci Dünya Savaşı sona erdiğinde, hiçbir cephede savaş kaybetmemiş olmasına rağmen, Osmanlı yenik sayıldı. 1918'de İstanbul işgal edildiğinde, Mustafa Kemal çoktan, yılların birikimiyle oluşan kurtuluş planını yapmaya başlamıştı. Şimdi bu fikri gerçekleştirecek koşulları inşa etmeliydi. İzmir'in işgali Mustafa Kemal'i harekete geçiren hamle oldu ve nihayet, 19 Mayıs 1919'da henüz var olmayan "Kurtuluş Ordusu"nun komutanı olarak İstanbul'dan yola çıktı; Samsun’a doğru...

Sıcaktı... 26 Ağustos 1922'de Kocatepe sırtlarından, dünün fikri bugünün hakikati "Kurtuluş Ordusu"nun ilerleyişini gözlüyordu "Baş Komutan!" Yürüyenler Sakarya'nın, Dumlupınar'ın, İnönü'nün yiğitleriydi. Urfa'nın, Maraş'ın Antep'in kahramanlarıydı. Düşman cepheleri bir bir düşüyordu. Adım adım, dakika dakika, gün gün ilerliyordu Kurtuluş Ordusu’nun yiğitleri. Ve 30 Ağustos günü, İzmir'e kırk kilometre kala, resmen teslim ve esir alındı düşman orduları. 

Tarihte bunun kadar haklı, bunun kadar kaçınılmaz bir zafer daha olamazdı. Dokuz gün sonra İzmir'e girdiler. Onları büyük bir kalabalık, muazzam bir coşkuyla karşıladı. 

Şayak kalpaklı komutan, girdi İzmir'in kapısından.