Mustafa Kemal Atatürk'ün vazifesi burada tamamlanmadı. Tersine daha yeni başlıyordu. Aynı azim ve kararlıkla devam etmek gerekiyordu. Şimdi bir büyük sivil mücadelenin verileceği yeni bir dönem başlamış oluyordu. Mustafa Kemal İzmir'e girdiğinde, düşman orduları dağınık halde olsalar da tamamen çekilmiş değillerdi. Üstelik İstanbul'daki saray hükümeti hala faaliyetlerini sürdürüyordu. Vakit kaybetmeden siyasi müdahalelere başladılar. Ankara'daki meclis ve Kurtuluş Savaşı’nın yönetim kadroları, itilaf devletleriyle görüşmelere başladılar. 1922 yılının Kasım ayında, artık Birinci Dünya Savaşı'nın galipleri için tek muhattap Mustafa Kemal ve Ankara hükûmetiydi. Bu gayretlerin neticesinde 21 Kasım 1922'de Lozan Barış Görüşmeleri başlamış oldu. Çözülmesi gereken bir dizi siyasi mesele vardı. Boğazlar meselesi, azınlıklar meselesi, Musul meselesi...

 

Askeri Rüştiye’den başlayarak, Harp Akademisi’ne kadar edindiği tüm bilgiyi ve insanı biriktiriyordu Mustafa Kemal. Bu sayede "Türk milletinin tabiat ve şiarına en uygun yönetim şeklidir" dediği Cumhuriyet'in ilanına kadar geçen sürede verilecek siyasi mücadelenin kadrolarını toplayabilmişti. 

 

Sayısız yazışma, anlaşma ve görüşmeden sonra nihayet, 29 Ekim 1923'te, Mustafa Kemal'in aklının ve gönlünün her noktasına nüfus etmiş olan Cumhuriyeti ilan ettiler. Binlerce yıllık bir birikimin ve üç yüz yıllık bir çöküntünün üstüne kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı, Kurtuluş Orduları Baş Komutanı, Selanikli Gazi Mustafa Kemal Atatürk oldu. Sonrası on yıl süren bir seferberlikle geçti. İnkılaplar, laikliğin inşası, saltanatın kaldırılması, iktisadi kalkınma, sosyal ve kültürel çalışmalar... Bir an bile durmadan yeni cumhuriyetin kalkınması ve kendi ayakları üzerinde durabilmesi için çalıştı. 

Mustafa Kemal Atatürk için söylenebilecek nice söz, dizilebilecek nice övgüler vardır. O sadece Türk milleti için değil, tüm dünya halkları için umudun ve ümidi yaşatmanın somut bir delilidir. Selanik'in yoksul Ahmet Subaşı mahallesinde dünya gelen sıradan bir çocuğun, dünyanın yenilmez sandığı ordularını yenerek, köhneleşmiş bir yönetim şeklini değiştiren kurucu bir cumhurbaşkanı olabileceğinin delilidir. O, insanın yapabileceklerinin sınırsızlığını bize en sade şekliyle göstermiştir. Mustafa Kemal hepimizdir. Hep bir ağızdan söylenen bir türkü gibi, her insanın gönlüne nüfuz etmiştir. Kendi özünü insanlığın özüyle mayalamış ve zahir varlığını insanlık varlığı haline getirmiştir. O tek bir ulusun değil, tüm insanlığın ortak hazinesidir. Bıraktığı paha biçilmez miras fikridir; yalnızca dünün ve bugünün değil, yarının insanı için de aynı önemi taşımaktadır. 

 

“Mustafa Kemal Atatürk, bütün bir halkın ortak niyazı olarak gelmiş, destanını yaratmış, bir ulus var etmiş, sonra da yine 10 Kasım 1938'de kaynağına dönmüştür.”

halil

4_edited.png