İçinde çağlamaya hazır bir nehir vardı Sinan'ın. İlk kendi eserini Halep'te inşa ettiği "Hüsreviye Camii" ile verdi. İstanbul'daki ilk eseri ise Fatih semtindeki "Şehzade Camii" oldu. Artık yaptığı her yapıyla ve eserle daha çok tanınıyor ve biliniyordu. Çünkü saklamıyordu kendini; tersine, eserlerine özünü nak'ş ediyordu. Hiçbir eserini, sadece o eseri inşa etmiş olmak için yapmıyordu. Bir şehir kurmak istiyordu Sinan. Tüm evleri, yapıları, su yolları, hastaneleri ve okullarıyla bütün bir şehir... Bin yıldır dünyanın merkezi olan bu şehrin, sırlarını okuyabiliyordu. Mısır'ı da görmüştü Viyana'yı da... İçinde bulunduğu kültürün, doğudan neyi aldığını ve batıya neyi götürmeye çabaladığını anlıyordu. O, İslam kültürü içinde Rönesans dünya görüşünün ve Batı sanatı içindeki kadim Doğu bilgisinin tam ortasında duruyordu. Semt semt, sokak sokak, karış karış öğrendi İstanbul'u. Bütün şehri, ilkin zihnine inşa etti. Daha sonra başladı yapı çalışmalarına... Köprüler, hanlar, kervansaraylar, medreseler, külliyeler... İnşa ettiği her yapıyı kendi içinde bir bütün olarak kabul ediyor velakin, her yapıyı bütünün bir parçası olarak konuşlandırıyordu.

Sultan Süleyman'ın kendisinden bir camii yapmasını istemesi, uzun süredir beklediği fırsatı sundu Mimar Sinan'a. Sonunda Ayasofya'nın sahip olduğu güzelliğini, esrarını ve sırlarını yansıtabileceği bir eser ortaya çıkarabilecekti. Süleymaniye Camii, uzun zamandır kurulmasını düşlediği yapının kilit taşı olacaktı. Bizans’tan kalma yaklaşık on beş kadar su yolunun çoğalması ve buna bağlı taşıyıcı birçok yapının inşası, bu vesileyle başlamış oldu. Şehrin dışında toplanan yağmur sularının, yüksek debiyle şehre ulaşmasını sağlayan kırk yeni su yolu inşa etti Sinan. Su kemerlerinin yolu üstüne sarnıçlar yaparak, su kesintisi sorununu çözdü. Su yolları üstünde, bir kısmı hala faaliyette olan, yüze yakın hamam inşa etti. Bu su yollarının hepsi şehrin merkezine, oradan da mahallelere dağılıyordu. Suyun gelmesiyle beraber yerleşik yaşam modernleşiyor, şehir aynı oranda gelişiyordu. Fetih suresinin hatt-ı şerifiyle hesap ettiği Süleymaniye camii, tüm şehre hizmetin vasıtası oldu. Kubbesini Ayasofya'nın kubbe yapısı şeklinde tasarladığı Süleymaniye Camii bittiğinde; Sinan'ın da "kalfalık" dönemi bitmiş oldu. O artık, nâmı imparatorluk sınırlarını aşarak Avrupa'ya kadar yayılan "Büyük Sinan'dı. 

4_edited.png