Tevfik'in bir anlamı da "Allah'ın kulunu irâde ve rızâsına uygun işler yapmaya muvaffak kılması" demektir. O yıllarda, istibdat yönetimi İzmir'i "sürgün şehri" olarak belirlediği için, istibdata ve yönetime muhalif herkesi İzmir'e sürüyordu. Tevfik bu sayede hayatının yönünü kazandıracak ilmi bilgiyi alabileceği insanlarla tanışma şansını yakalamış oldu. Dönemin en ünlü ve bilge kişilerinden felsefe, siyaset, edebiyat öğreniyordu. Daha sonra birlikte çok vakit geçirecekleri "Şair Eşref'le" de burada tanıştı. Ondan hicvi öğrendi. Kalemin de ney gibi ses çıkarabildiğini duyumsadı.

Neye üflediğinin nefes değil ruh olduğunu, kalemiyle fısıldadı.

 

Kaçınılmaz olarak olacak olan için, her şeyin yerli yerinde seyretmesi "tesadüfi" olarak da değerlendirilebilinir pek tabii ancak Tevfik böyle düşünmüyor olsa gerek, babası Hasan Fehmi Bey, Tevfik'in İstanbul'da bir mevlevihaneye gitmesine razı geldi. Başlarda "Fethiye Medresesi'ne" gönderilse de o vaktinin tamamını Galata Mevlevihanesi'nde geçiriyordu. Bunda anlaşılmayacak bir şey yok, tüm meyhaneler, Galata Mevlevihanesinin çevresindeydi. 

Üçüncü aşkı "mey" olmalı Tevfik'in...

 

İstibdat dönemi müzisyenleri, şairleri, edebiyatçıları ve aydınları da Galata çevresindeydi. Dilinden anlayanların ve dilinden anladıklarının diyarında, gün geçtikçe ünleniyor ve keskinleşiyordu. İstibdat döneminin tüm baskı ve yasaklarına şiiriyle nefes oluyor, nefesinin kudretiyle şiirine can veriyordu. İstiklâl Marşı'nın da yazarı, dönemin önemli şair ve ilericilerinden Mehmet Akif Ersoy'la da bu dönemde tanıştı. Hayatının sonuna kadar kendisine hocalık, ustalık, abilik yapacak en önemli dostu da böylece hayatına girmiş oluyordu. Günün neredeyse tamamını meyhanelerde, dost sohbetlerinde geçiriyor, mevlevihaneye neredeyse hiç gitmiyordu. Öyle deruni bir muhabbet içindeydi ki, şekillerden, tanımlardan azl'oluyor, kendi özünü buluyordu. Birkaç sene içinde mevlevihaneden ayrıldı. Mezesine değil de meyine meylettiği meyhanede iştahla öğrenmeye devam ediyor, edindiği kemalin etkisiyle, haktan aldığı ilhamı her üfleyişinde, neyinin her deliğinden, "bin evlad-ı Mevlâna çıkıyordu."

 

Artık o tanınan, itibarlı "Şair Neyzen Tevfik'ti." İstibdat döneminin jurnalcileri onu yazdığı şiirlerden ve hitaplarından sebep durmadan şikâyet ediyordu. Halkı kışkırttığı gerekçesiyle ilk gözaltına aldığında, içerde fazla kalmadı ancak, hakkında daha önce otuza yakın ihbar olduğunu öğrenmiş oldu. Bundan sonra içeriyi daha sık ziyaret edebileceğini de anlamış oluyordu. 

 

Hak muhabbetleri derinleştikçe meye eğilimi artıyor, bu da sanatına daha önce görülmemiş bir ulviyet katıyordu. Kaçınılmaz olarak soluğu bektaşi tekkesinde aldı. "Sütlüce Bektaşi Dergah'ından" nasip aldı.