N: 14 yaşından beri bunu yapma gayretindesin. Bu motivasyonu nereden buldun? Kendini nasıl inandırdın? Kendine inandığında bir hedef belirledin ve o hedefte bir sürü çaba gösterdin. Sen o gücü nereden buldun? Bunun istikrarını nasıl sağladın?

T: Ben akademik anlamda hiçbir zaman başarılı bir öğrenci olamadım ama sosyal becerilerinin farkında olan bir çocuktum. “Ya iyi bir eğitim almasaydım ne olacaktı?” ya da “Böyle bir aileye doğmasaydım ne olacaktı?” gibi soruları hep kendi içimde yaşayan bir çocuktum. Annem ben küçükken hayırseverlik çalışmaları yapıyordu ve gittiği okula bir kere beni de götürmüştü. Benim yaşıtlarımın maruz kaldıkları yoksulluk ve sevgi yoksunluğunu görünce bu benim bilinçaltımda bir şeyi tetikledi ve onun tohumu bende lisede filizlendi. Eğitim öğretim hayatım boyunca da burslu okudum. Burslu okurken de hep şunun farkındaydım: Bu alan bana sağlanmazsa ben o “matematiği” yapmak zorundayım. Belki de bunun tedirginliğiyle benim aklıma hep o gittiğim okulda gördüğüm çocuklar gelirdi. Ben de öyle olabilirdim ve “Ne yapacaktım o zaman?” düşüncesiyle okuldaki çalışmalarla, bugünün SosyalBen’inin temellerini atmış oldum. Geri kalan her şeyi yolda öğrendim. Maruz kaldığım şeyin pozitif bir travma olduğunu savundum. Tek motivasyonum yetenek dediğimiz şeyle hayatımızı ve kariyer planımızı yürütebileceğimiz fikriydi.

N: Çocuk ne demek senin için?

E: Tek kelimeyle “aşk”. Aşk o kadar büyük ve sihirli bir şey ki bir kalıpta durmuyor. Sadece iki insan üzerinden kodlamıyorum aşkı. Bu yüzden tek kelimeyle aşk.

N: Gönül ne demek peki?

E: Gönül…

“bence gönül, aşkın evi. aşk orada büyüyor, tohumları orada oluşuyor ve orada serpiliyor.”

N: Hep diyorsun ya “Gönüllü olmak sonradan öğretilebilir bir şey”. “Gönüllü nasıl olunur?”, “gönül” ne demektir ki neye gönüllü olunur?

E: Bence gönül, aşkın evi. Aşk orada büyüyor, tohumları orada oluşuyor ve orada serpiliyor. Aşka dahi alan sunabilecek kadar büyük bir ev orası bence. Benim için gönül böyle bir şey. Dolayısıyla gönülden gönüllülüğe baktığımız zaman ve onu çağrıştırdığı şeyi tek taraflı bir şey olarak değerlendiremeyiz, bu iki taraflı bir şey. Sevdiği kadar sevildiği, öğrendiği kadar öğrettiği bir şey. Bu arada aşk kendine ev olarak gönlü benimsemezse bugün dışarıda sıklıkla gördüğümüz, hayatta mutlu olması gerekirken kendine kocaman dertler yaratan insan profilleri görürüz. Bunların sebebi de gönülle aşk arasındaki diyalog kopuklukları.

N: Akıl mı giriyor araya acaba?

E: Evet. Herkesin hikayesi farklı. Herkesin gönül ve aşk yolculuğu farklı olabilir. Buna izin vermek gerek. Eğer buna izin verirsek sonrasında kişinin imzası oluşuyor fakat biz bunu yapmıyoruz. Bunu yapmayı da kendimize bir lüks olarak görüyoruz.