Herkes bulunduğu zaman diliminde aykırı ve farklı işler yapması neticesinde belki “devrimci” kimliğiyle tanımlanabilir fakat gerçek devrimci, o kişinin gelecek zaman diliminde de böyle anılmasıyla doğrulanabilir. İşte Zeki Müren; şarkı söyleme biçiminden giydiği sahne kıyafetlerine, gazinonun en arkasındaki dinleyiciye ulaşmak için kendi tasarladığı podyumdan, o podyum üzerindeki hal ve hareketlerine kadar koskoca bir gazino kültürünü kökünden değiştirecek bir devrimciydi.​ Fakat onun en büyük hadsizliği bunlarla sınırlı değildi. Örf, âdet ve geleneklerine sıkı sıkıya bağlı koskoca bir toplumun karşısına, onların asla tasvip etmeyeceği düşünülen bir kimlikle çıkarak, cinsiyet tanımlamalarına hapsedilemeyecek olan cinsiyetler üstü kimliğiyle kendisini topluma kabul ettirecekti.​ Onun sesinde öyle bir ayırt edici özellik vardı ki onu dinleyenler sesinin gücünün karşısında eğilmeyi tercih ederdi.

 

Onun makyajlı, apartman topuklu ve her birini ayrı ayrı isimlendirdiği ilginç sahne kıyafetleri içindeki bu hali, tutucu sanılan Türk halkının geniş yüreğinde baş tacı yapılacaktı. Büyük saygı duyduğu, sevgiyle bağlı olduğu seyircisinin de onu öz evladı olarak kabul edebilmesinin yegâne sebebi, bir devrimci gibi inandığı şekilde yaşaması ve bir hadsiz olarak bu yaşantıyı gittiği her yere yanında götürmesiydi.​ Bu nedenledir ki, Kendisiyle üç beş dakika görüşme şansını elde etmek isteyenler arasında kodaman iş adamları, büyük politikacılar, otorite sahibi asker ve devlet adamları da olacaktı. Asker kökenli devlet adamları ve koskoca paşaların karşısına, “halkın gönlünün paşası” olarak en nazenin ama en şaşalı haliyle çıkacaktı. O otoriter, dediğim dedik paşalara selam duranlar asker ve çevresindeki emir kullarıyken, halkın gönlünün paşası Zeki Müren’e akıl, şefkat ve aşk selâm duruyordu.

Kendine olan saygıyı inşa etmesinin kaynağı yine onun dinleyicilerine olan saygısının içinden çıkıyordu. Koşulsuz saygı, saygıyı yaratıyordu.​ Bu saygı sebebiyle sahnede bir kere bile seyircisine arkasını döndüğü görülmeyecekti.​ Halk da Zeki Müren e hiç sırt çevirmeyecek ve bu toprakların mayasıyla mayalanmış bir öz evladı olarak bağrına basacak, saygı da kusur etmemek için eğer radyoda çıktıysa radyonun sesini açacak, eğer gazinoda dinliyorsa çatal bıçağın ses çıkarmasını engellemek için onu dinlerken elinden bırakacaktı.

 

Zeki Müren yaşamı boyunca yaptığı hiçbir sözleşmeye ıslak imza atmamıştı. ‘Zeki Müren sözü’ diye bir söz icat etmiş ve verdiği her sözü tutmuştu. Başlangıçta söz vardı diye başlar kadim inanç kitapları ve o sözün kutsallığını bilen Zeki Müren verdiği hiç bir sözden dönmeyecekti. Hayatının her anında yalnızca kendisi olacak yalnızca Zeki Müren olarak yaşayıp ‘yalnız bir Zeki Müren’ olarak bu mecazi yaşama veda edecekti.

Zeki Müren’in gördüğü üç askerî darbe vardı ve üçüncüsünde darbe yapan paşalar sahnelerdeki sanatçıların kim olacağına, toplumunun neyi beğenip neyi beğenmeyeceğine müdahale etmekten çekinmiyorlardı. O sıralarda ülkenin aykırı sanatçılarına sahneye çıkma yasağı getiriliyordu. Her şeye güçlerinin yeteceğini düşünüp, kendi doğrularını herkese dayatan, toplum mühendisliğine soyunmuş bu muktedirlerin aklına Zeki Müren’i yasaklamak gelemiyordu. O konserlerini vermeye, sevdiklerinin karşısına çıkmaya devam ediyor bunu yaparken​ itinayla alınmış kaşlarının bir teli bile kıpırdamıyordu.

© 2020 Âlim Yapım

  • White Instagram Icon
  • Beyaz Facebook Simge
logo-28.png