7_edited_edited_edited.png

Olgunlaşma Enstitüsü’nün sınavından da başarılı olan Halet, aynı anda Amerika’dan ve Fransa’dan okuma bursu kazandı. Ailesi mesafenin uzaklığından sebep Amerika bursunu reddedince, Halet eğitimine devam etmek için, Fransa’ya, “Sorbonne Üniversitesi”ne gitti. Orada üç yıl sürecek olan arkeoloji eğitimine başladı. Alışması pek de zor olmadığı Sorbonne’da, Hititçe ve eski İbranice dillerini öğrendi. Bu sürede boş vakitlerini binicilik ve eskirimle geçiren Halet’i bir sürpriz bekliyordu.

1936 Berlin Olimpiyatları’na kadın sporcuların da katılmasını isteyen ve bizzat teşvik eden Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle; Halet Çambel, Suat Fetgeri Aşeni ile birlikte olimpiyatlara katılan ilk Türk kadın ve ilk Müslüman sporcular oldular. Nazi iktidarını dünyaya tanıtmak için 1936 Olimpiyatları’nı bir fırsat olarak gören Hitler’in, bir Türk kadın sporcunun altın madalya kazanması dikkatini çekti. Vakit kaybetmeden bu sporcuyla tanışmak isteyen Hitler, resmi bir davetle Halet Çambel’i huzuruna davet etti ancak güttüğü politika ve siyasi görüşleriyle tüm dünyanın tepkisini toplayan Hitler’in bu reddedilemez davetini, Halet Çambel kararlılıkla reddetti. Sadece içindeki cumhuriyet ve Atatürk sevgisine güvenen Halet Çambel, Hitler’in stadyumu terk etmesinde rol alarak, tüm dünyaya cumhuriyet kadının misyonunu da göstermiş oldu. 

Yurda döndüğünde babası Hasan Cemil Çambel’in, Türk Tarih Kurumu’nun başına atanmış olduğunu gördü. Bu sevindirici bir haberdi. O dönemde Türk tarihinin araştırılması ve Hitit medeniyeti hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak çok önemliydi. Mustafa Kemal Atatürk bu konuyla bizzat ilgileniyordu. Babasının teşvikiyle Dr. Kurt Brittel’in Alacahöyük kazısında stajyer olarak başladı. Bu onun ilk saha deneyimiydi. Bir süre bu alanda çalışmalara katılan Halet Çambel, doktorasını yapmak için yeniden Sorbonne’a gitti. Doktorasını tamamlar tamamlamaz Fransız Arkeoloji Enstitüsü’nün Dr. Emilie Haspels başkanlığında yürüttüğü “Yazılıkaya/Midas” şehri kazılarına katılmak üzere Türkiye’ye döndü. Türk arkeoloji tarihinin bu önemli çalışmasında sahada bizzat görev alarak, ileride gerçekleştireceği çalışmaların temelini atmış oluyordu.