6.jpg

"... Böyledir Tezer; sevdiklerini birbirlerine dost kılar; cömert bir yüreği vardır, ayırıcı, kaçırıcı değil, birleştiricidir, öyle ki onun tanıştırdığı herkes birbirinin kırk yıllık dostu gibi olmuştur bugün..."

 

                                                      L. E.

Çocukken dahi biliyordu; dünyaya gitmek için geldiğini.

 

1943 yılında Kütahya’nın Simav ilçesinde dünyaya “Merhaba!” demişti. Bu sıcacık merhaba, eşi benzeri olmayan bir maceranın başlangıcıydı. Her sabah, babasının askeri bir nizam ile çaldığı düdük sesiyle yeni günü karşılıyordu. 

 

Kurallarla geçen çocukluğu, yüreğinin derinliklerinde kuralsızlığın binasını inşa etmesini sağlıyor gibiydi. 

 

Abisinin Kabataş Erkek Lisesi'ni kazanmasıyla birlikte İstanbul'a gelen ailesi, Tezer'i "St. George Avusturya Kız Lisesi"ne yazdırdı. Rahibelerin fiziksel görünümlerinin merakı bile derslerden ağır basıyordu. Kültürler arası bu derin farkın içinde "aynılığı" görebiliyordu Tezer. Matematiği değilse de bu okulda hayatının neredeyse yarısını geçireceği Avrupa ülkelerinde yaşayabilme kabiliyetini kazandı. Okul kampı ile bir Viyana gezisi yaptıktan sonra, döndüğünde, artık "gitmek" cesaretini bulmuştu kendisinde. Nereye olursa olsun... Onu sıkıştırıp koydukları kalıplardaki, olmasını istedikleri, Tezer değil kendi doğrularının ve inançlarının peşinden gidecek olan bir Tezer vardı şimdi. Lise son sınıfta eğitimini yarıda bırakarak Berlin’e gitti. 

"Gelmek ve gitmek" nasıl bu kadar iç içe ve yakın olabilirdi birbirine? İşte, bu zıt gibi, bu birbirinin karşıtı gibi görünen kavramlardaki "birlik", Tezer'in "öz"ünü de oluşturmaya başlıyordu.

 

Avrupa'nın neredeyse tamamını otostopla gezdi. Berlin'in güneşsiz sabahlarını İtalya'nın sıcak geceleriyle karşılaştırmayı genç yaşında öğrendi. Bir kadının ülke ülke otostopla dolaşması, yaşadığı ve yetiştiği toplum şartlarında her ne kadar aykırı bir durum olarak düşünülse de bu sayede hayallerinin ve merakının yegane hükümdarı oldu Tezer Özlü. 

 

Biriktiriyordu yaşadıklarını. Bir gün ruhunun tüm bunları kusup atacağını biliyordu. Seyahatleriyle edindiği “hayat bilgisi” zamanla kelimelere dökülecekti. İlk deneme yazılarını kaleme almaya başladı. Türkiye'ye döndüğünde artık bambaşka bir insan olmuştu. Yaşayıp gördüklerinin etkisiyle içinde biriken yazma isteği de artıyordu.

 

İçinde tek bir kelime kalmayana kadar yazmaya karar verdi. Bunun için “kendisine” bir yolculuk gerçekleştirmesi gerektiğini biliyordu. Tüm kelimelerine ulaşana dek arayışını sürdürecek, en derin ve belki de karanlık yanlarıyla yüzleşecekti.