İtilaf devletleri giderken sadece zarar vermek güdüsü (belki de arkalarından kimse gelmesin yani ölüm korkusu ile) ile Batı Anadolu’da bulunan ve çoğu kızılçamlardan oluşan tüm Batı Anadolu ormanlarını yakarlar ve öyle giderler. Alevler o kadar hızlı yayılır ki çok kısa zamanda, yemyeşil cıvıl cıvıl yaşam içeren doğa katran karası bir hale dönüşür. Kim görse kalbi sızlar, kim görse kızar, hayıflanır ve kınar... Anladığım kadarıyla nam-ı diğer Manisa Tarzanı’mız Ahmet Bey’in de kalbini sızlatmış ve bu sızı ile sadece şikayet edip oturmamış, ne olacak diye kara kara düşünmekle yetinmemiş, ‘nasılsa devlet var, belediyeler veya kurumlar var, nasılsa ilgilenirler’ deyip bahane yaratmadan başkasından beklememiş ve içinde yeşerttiği doğa/insan aşkı ile Batı Anadolu’da bulunan tüm ormanları çok uzun sayılmayan bir insan ömründe yeniden yeşertmiş ve yaşatmış. Öyle ki kalan ömrünü de yeniden yeşerttiği ve yaşam verdiği ormanları korumaya adamış. Yazarken kolay, hele söylerken daha kolay. Binlerce hektar orman, tek tek elle dikilen tohum ve fidanlar, teknolojiden uzak, sıcak, soğuk, iş/güç, ev, araba demeden... Bir durup düşünmenizi ve o anı yaşatmanızı öneririm! Öyle ki kendinden geçercesine, bir şort, bir göz kulübe ve gönlündeki aşk ile yapmış tüm bunları.

Haddini aşmış ve tüm halkın uçsuz bucaksız gönlünde sarsılmaz bir yer edinmiş...

7_edited_edited.png

“insan için yapmış. ne kendi için ne de bir orman için… insan için!”

Şimdi tekrar sormak isterim; böyle bir aşkı yaşamak, yaşatmak ve bu gibi çevre yani insan için faydalı işler yapmak ister miydiniz? Yaşadığımız bu vakitte birçok şeyden şikayet ediyoruz, geçim derdi, eğitim eksikliği, adalet, yaşam hakkı, eşitlik, kültürel yozlaşma, medeniyetten noksanlık… Daha çok yazılır. Şikayet etmek, keşke öyle olmasaydı deyip hayıflanmak ve akabinde kurtuluşu veya çözümü bir kurumdan beklemek gerekmeden her bir şikayetin adil bir şekilde çözülebileceğine inanmak ancak “aşk” ile mümkündür. Nam-ı diğer Manisa Tarzanı Ahmet Bey insan için yapmış. Ne kendi için ne de bir orman için… İnsan için!