1/6

N: Sence insanlar arasında neden mesafe  var? Aslında bu mesafe kavramını ‘sınır’ diye değiştirmek istiyorum. İnsanlar arasında sürekli bir had bildirme, bir sınır koyma hali var. Şehirler arasındaki, insanlar arasındaki, ülkeler arasındaki bu sınırlar nedir peki? Diğer taraftan sürekli sınırımızı da merak ettiğimiz bir noktadayız. Sınırımızı merak ediyoruz evimizden dışarı çıkıyoruz, merak ediyoruz sokağımızdan çıkıyoruz, merak ediyoruz şehrimizden çıkıyoruz, merak ediyoruz ülkemizden çıkıyoruz, merak ediyoruz dünyamızdan çıkıyoruz, merak ediyoruz uzaya gidiyoruz...

K: …Ve dönüyoruz birileri bize sabah şu saatte kalkacaksınız, bunu söylerseniz suç, böyle davranırsanız ödül, mutlaka işe gitmelisiniz, ekonomi çok değerli gibi telkinlerle algımızı yönetiyor. Sanıyorum ki dünya dediğimiz şey, bu gözle görülen şehirler, ülkeler değil. Dünya dediğimiz şey insanın içi. Dışarısı da onun yansıması. Bu iç de bir denge ve dengesizlik içerisinde. Yani akılla kalbin yaratmaya çalıştığı bir dengesizlik hali bu. İşte bunu düşünme hali bir sınırla yapılırsa o zaman başka birisi seni telkin ettiğinde, bir sınır olduğuna  hızlıca ikna oluyorsun. Halbuki gerçekten “dünya” dediğin şey insanın içi. Onun da bir sınırı yok. Sonra o sınırsızlıkla düşünmeye başlarsa o sınırsızlığın/hadsizliğin getireceği şey şüphesiz kendini bilme hali oluyor. Kendini bilmek de gerçek özgürlük… Hadsiz aracılığıyla gençlerimize ve tüm insanlarımıza söylemek istediğim bir şey var; biri size “haddini bil dediği zaman” lütfen bunu oturup tekrar düşünün.

“bize sunulan şey özgürlük filan değil, bize sunulan şey pranga”

Hadsizlik dediğin şey bana göre, insanın bir zamanlar sahip olduğu şimdiyse yitirdiği için hasretle beklediği hatta aradığı  gerçek özgürlüktür. Bize bugün sunulan şey özgürlük filan değil. Bize bugün sunulan şey bir pranga. İşte şu saatte uyanır, bu kurallara göre işinize giderseniz, bu kadar para kazanır ve onunla da tatile gidersiniz, araba ve ev alırsınız… Allah aşkına bu özgürlük mü? Özgürlük dediğiniz şey, görünen dünya üzerinde var olan her şeyi eşit miktarda insanların refahı için kullanma hali. Benim gerçek dediğim dünyada yani iç dünyamda, herkes eşit miktarda her türlü nimete sahip. Zaten içimde bunu yayabilme isteği var. Benim hadsizliğim de bu. İnsanların sınır diye bildiği bu bedenle, yapmak  istediğim bunlar. O kadar çok dünya var ki , 9 milyar insanın isteğinin çarpışmasından ortaya çıkıyor bu dünya.

  

Halbuki herkes medeni ve eşit bir hayat ister. Onun için de sınırsız bir şekilde düşünebilmeyi öğrenmesi lazım. Bu, telkinle yapılabilecek bir şey değil. Kişinin kendisinin keşfetmesi lazım. İçimizde yaşattığımız şeyi dışarı çıkartmamız için hepimizin aynı ana gelmesi gerekiyor. Bu da yapılabilir bir şey. Mustafa Kemal Atatürk meclisi kurarken bunu yapmak istemiş bence. Herkes huzurla fikir birliğine varsın.  Oy birliği çıksın, oy çokluğu değil. Bence demokrasi dediğimiz şey oy çokluğunun değil, oy birliğinin sağlanmasıdır. Yani iç dünyasında yaşadığı huzuru, dengeyi bir mecliste yaşatabilirse o meclisin üyelerinin, temsil ettiği bütün halkta bunu yaşatabileceğini ümit etmiş Atatürk. O yüzden meclisi kurmuş. Bugünse dünyadaki bütün meclislerin bir bacağı aksak. Çünkü halktan uzak.

“hep bir hadde sokulmaya çalışılıyoruz”

Toparlamaya çalışırsam bugüne kadar bize öğretilen şeyler hep haddimizi bildirmeye yönelikti. Okulda öyle davranma, öğretmeninle böyle konuşma, kardeşine öyle davranma, aman oraya çıkma, aman oraya gitme, aman bu insanla arkadaşlık yapma… Halbuki insan gerçek  dünyasında  sınırsız bir şekilde düşünmeyi hatırlarsa kendisini tanır. Kendisini tanıyan her insan da mutlaka bir diğer kişinin “insan” olduğunu bilerek davranır. Kendini tanıyabilmiş insan en güzel hallere bürünür ve karşısındaki de bu hale bürünürse bu çok hızlı bir şekilde yayılır. Yani her bir bilginin yayılabilmesi parmak şıklatması kadar hızlı olabilir. Yeter ki insan kendini bilsin. Kendini bilmek de çok zor değil. Uyanmak diyorum ben buna. Her sabah uyanıyor insan. Her sabah yataktan kalkmamak için kırk takla atıyoruz neredeyse her birimiz. Böyle meşakkatli bir şey gibi duruyor ama uyandığımız zaman, gün içerisinden yaşadığımız o uyanık hal tatmin edici. Para kazanıyoruz, gezmeye gidiyoruz, sevdiklerimizle görüşüyoruz, dilediğimiz şeyleri yaşamak ve yaşatmak için her türlü gücü ve kuvveti kendimizde buluyoruz. İşte bu hal: Uyanık olacak, kendini bilecek ve yayılabileceğini görecek. İnsan bunu daha önceki çağlarda birkaç kere yaşamış. Bu içinde bulunduğumuz çağ da o çağlarda yaşanan sınırsızlıklara gebe. Yaşanacak. Kayıtsız şartsız yaşanacak. Özellikle bu coğrafyada yaşanacak ve tüm dünyaya yayılacak.