N: Kaç yaşında geldin buraya?

Y: 3-4 aylıktım. Beni bir hostese vermişler. O da beni Türkiye’deki ninem ve halamlara teslim etmiş. Yurt dışına çalışmak için gidenlerin neredeyse hepsi, ilk doğan çocuklarına bakamadıkları için Türkiye’ye gönderdiler çünkü onlara bakacak maddi durumları yoktu.

N: Annen de çalışıyor muydu?

Y: Evet, dikiş fabrikasında terzilik yapıyordu. Aslında ben İstanbul'da çok mutlu büyüdüm. Ben bir İstanbul aşığıyım. Çok mutlu bir çocukluk geçirdim. Ninem beni dört buçuk yaşında Almanya’ya götürdükten sonra orada hiç mutlu olamadım.

N: Neden ninen seni Almanya’ya götürdü?

Y: Çünkü annem ve babam Avusturya'dan oraya geçmişler ve benim artık onların yanına dönme vaktim gelmişti.  4-5 yaşındaydım, ninemle sözde Almanya’ya tatile gitmiştik ama bir gün ninem gitti ve bir daha gelmedi. O benim annemdi, her şeyimdi, dünyamdı...  Sonrasında Almanya’ya ısınamadım. Annem ve babama da ısınamadım. Tanımıyordum. Bu kadar basit. Üstelik birçok Türk ailesinin aksine, yaşadığımız yer şehir değil, çizgi film karakteri Heidi’nin yaşadığı yer gibiydi. Bir köydü, üstelik başka Türk yoktu. Almanya’nın güneyinde zengin bir köydü. Almanlar bana “Türk’ün kızı” derlerdi çünkü tek Türk çocuğu bendim! Ama ben Türkiye’ye dönmek istiyordum. Ben ülkemde olmak istiyordum. Mahallemde olmak istiyordum. Çocukluğum o özlem ile geçti. Sonra bir gün evden gitmeye karar verdim.

N: Kaç yaşındaydın bu kararı verdiğinde?

Y: 15 yaşında. Televizyonda bir belgeselde Mauritius Adası’nı görmüştüm ve çok güzel bulmuştum. Odamda kocaman bir haritam vardı. Mauritius’u buldum. “Ben buraya gidiyorum” dedim. Nasıl gideceğim oraya? Bir çizgi film karakteri vardı. O da tek başına geziyordu. Düşündüm ki İtalya’ya kadar gidersem oradan gemiye binerim ve Mauritius’a varırım. Düşün bir çizgi film kahramanını örnek alıyorum! Tren istasyonunu aradım ve İtalya’ya kadar biletimi rezerve ettim.

Kaydırma.jpg

“ben ülkemde olmak istiyordum.”

şekiller-23.png

N: Parayı nereden buldun?

Y: Babamın cüzdanından çaldım. Nereden bulacaksın 15 yaşında parayı?

Ertesi sabah okula gideceğim diye evden çıktım, otobüse bindim ama okulda inmedim, tren istasyonuna kadar gittim. Yolculuğum böyle başladı. Trenle İtalya’ya vardım ama İtalya’dan sonrasına devam edemedim çünkü param çalındı. Günlerce Venedik'te aç kaldım. Suyu çeşmelerden içtim. Yemek hiç yemedim. Ben ya bu şehirde onurumla öleceğim ya da varacağım Mauritius’a. Dönüş yoktu, benim için çok netti. Dilencilik mi? Aklımdan bile geçmedi. Çok gururluydum. Ama ben artık açlıktan zafiyet geçirmek üzereydim ki, bir Amerikalı kadın (Francine) geldi ve omzuma dokundu. Bana “İyi misin” diye sordu. “Git başımdan!” dedim. Kadın gitti ama bir sandviç ile geri geldi.

N: Sokakta mı yatıyordun?

Y: Hayır yatmadım. Tren istasyonunda oturur şekilde uyuyordum ki anlaşılmasın kaçak olduğum. Yaşım daha 15, her yer polis kaynıyor… Amerikalı kadın sandviç ile hayatımı kurtardı. Bana nereden geldiğimi sordu. Kadına: “Annem Alman, babam Türk… Annemle babam ayrı ve annem Mauritius’ta yaşıyor” diye yalan söyledim. “Annemin yanına gidiyorum ama param çalındı.” diye yalanlar uydurdum. “Ama Mauritius’a bu şekilde gidemezsin ki, paran yok. Anneni araman lazım” dedi. “Yok arayamam sürpriz yapıyorum” dedim. Kadının ne kadar inanıp inanmadığını bilmiyordum ama benim kaybedecek bir şeyim yoktu. Birden boynumda altın kolyemi ve künyemi fark etti ve bana, “Bunları bozduralım o zaman” dedi. O söyleyene kadar aklıma bile gelmemişti üstümdeki takılarımı satmak. Çok üzüldüm ama neticede takılarımı sattık ve Amerikalı kadın bana o parayla Mısır'a bir feribot bileti aldı. “Mısır’a gittiğinde Afrika’da olacaksın, oradan Mauritius’a daha kolay geçersin” dedi ve gitti. Feribot yolculuğu üç gün sürdü. İçimden “Firavunları göreceğim” diye hayal ediyordum. Gemi İskenderiye limanına yanaşmak üzereydi, çok heyecanlıydım. İkinci kaptan, bana, “Kaç aylık vizen var?” diye sorduğunda, panik olmaya başladım çünkü vizenin “V”sini bilmiyordum. Ben herkes gibi memurlara pasaportumu gösterip feribota binmiştim. Kaptan, pasaportuma baktıktan sonra benim vizemin olmadığını gördü. Şok içindeydi. Ben de öyle! Ağlamaya başladım. Mısırlı göçmen bürosu memuru gelmek üzereydi ve benim vizem yoktu! Meğer vizesiz binmişim ama kimse pasaportumda bunu fark etmemiş! Neyse ki ikinci kaptan vize işlemlerimi halletti. Ona çok mahcup olmuştum.