sanat-gunesimiz-zeki-muren.jpg

Zeki Müren’in hem kadın hem erkek sesinin vibrasyonlarını bir arada taşıyan nadide sesine bir de daha önce hiç bir sanatçıda görülmemiş biçimde şarkı söyleme özelliği eklenince, Zeki Müren, Türkiye’nin gerçek anlamda, ilk starı olacaktı. Şarkı sözlerindeki hece oyunlarından harf tonlamalarına, baritondan tenore renk değişimleriyle kendinden öncekilerden bariz biçimde ayrılıyordu. Görsel bir şölene dönüştürdüğü, kendine has sahne performanslarıyla Türk müziğinde yeni ve erken bir dönemin kapısını açıyordu. Gönlünün coşkunluğuna bir de keskin zekâsı eklenince, insanın, onun ışığı karşısında şapka çıkarmaktan başka bir seçeneği kalmıyordu. İlk ve tek olmanın haklı gururunu tüm zamanların tartışmasız starı olarak sürdürmeyi başaracak ve 1955 de İlk kez verilen altın plak ödülünü de ilklerin adamı Zeki Müren alacaktı. Artık altın plağı olan ama yine de her daim alçak gönüllülüğü bırakmayan altın kalpli bir sanatçıydı o.

 

İnsanlar Zeki Müren in konuştuğu Türkçeyi, İstanbul Türkçesine örnek olarak gösterirdi.  Ancak O dilini o kadar kendine has bir üslupla kullanıyordu ki, adeta “Zeki Müren Türkçesini” yaratmıştı. Onun dilinde, hecelere yapılan her vurgu, kelimelerin kendi manalarından bağımsız, bambaşka duygular uyandırmasına neden oluyordu. Dil kelimesinin ​‘gönül’ demek olduğunu bilenler için Zeki Müren, hem dil üstadı hem gönül adamıydı. Bu nedenle, o konuştuğunda gönülden konuşur, ağzından dökülen her hece her harf dinleyenlerin gönül tellerinin titremesine neden olurdu.