Bir an durup şöyle düşünmenizi isterim, aşkla bağlandığınız bir kavram, bir hal olduğunu ve bunun uğrunda sınırlarınızı aşabileceğinizi ve kimsenin kınaması, iltifatı ile yolunuzdan dönmeyeceğiniz bir eylem içerisine girebilir miydiniz? Öyle bir aşk ki; ev, maaş, iş vb. geçici ve dünyevi kavramlara sahip olma isteği olmadan veya hayatın bu gibi dayatmaları altında ezilmeden ve dayatılan hiçbir ihtiyaca gerek duymadan, sadece aşkınızın ya da yapmak istediğiniz her ne ise hiç durmadan peşinden gider miydiniz? Ve bu uğurda yapılacak ne varsa, sonuca varana kadar hiç durmadan ilerler miydiniz? Ömrünüz boyunca sadece bir kıyafeti giyip, ev sahibi olmayı veya herkesin imrenecek bir iş/makam sahibi olmayı pek de umursamadan hatta umurunuzda olmadan, yanlış gittiğini düşündüğünüz bir olay, kavram belki bir insanın yaşam hakkı için, yapmak istediğiniz her ne ise uğrunda neyiniz var verebilir miydiniz?

Bunu ancak “aşk” varsa yapar insan. Aşk dediğimiz de iki insan arasındaki yüksek arzular uyandıran ve geçici olan “aşk” değil. Öyle bir “aşk” ki uğruna dağlar deldiren, çöller gezdiren, ölmeyen ve kendinden geçiren...

Böyle bir hali yaşayan, yaşatan ve yaptıklarıyla efsaneleşen bir insandan bahsetmek istiyorum aslında; Ahmeddin Carlak. Kendi ifadesi ile Ahmet Bedevi ve nam-ı diğer “Manisa Tarzanı”...

“hem I. Dünya Savaşı’nda hem de Kurtuluş Savaşı’nda cephelerde savaşmış ve İstiklal Madalyası olan bir Anadolu gazisi.”

Bilinen hikayesi, 1899 yılında Osmanlı İmparatorluğu topraklarında dünyaya gelen Türkmen asıllı ve 1963 yılında Manisa’da hayata gözlerini yuman ve arkasında efsaneleşen bir yaşam biçimi bırakan Ahmeddin Carlak hem I. Dünya Savaşı’nda hem de Kurtuluş Savaşı’nda cephelerde savaşmış ve İstiklal Madalyası olan bir Anadolu gazisidir.  

Onu efsaneleştiren ve halkın gözünde kahraman yapan, sadece yaşadığı topraklar ve o topraklarda yaşayan halk için savaşması değil, düşman kuvvetleri “geldikleri gibi gittiklerinde” halkın ihtiyaçlarını karşıladığına emin olduğu “doğa” için yaptıklarıydı.