Çocukluğumdan beri, ne zaman bir harita görsem, hemen denizlere bakarım. Gözüm ülkeler ya da şehirlerden önce bir ada arar. Bunu hissettirmiş olmalıyım ki, ailem Burgazada'ya taşınmaya karar verdi. Şimdiki halime bu sayede varabildim diyebilirim. Burgazada'ya taşındıktan bir süre sonra babamı kaybettik. Yazmaya devam ediyordum. Yaşadığım her anın kıymetli olduğunu bilerek, her karşılaşmayı, her yaşadığım durumu yazıyordum. Çocukluğumu, Adapazarı'nı, Fransa'yı ve diğer her şeyi... Bir taraftan da değiştiğimi de hissedebiliyordum. Bu durumu da yazılarıma yansıtıyordum. Seyreden zamanlarda, yazdığım bir hikaye nedeniyle yargılandım. Halkı askerlikten soğuttuğum düşüncesiyle açılan dava, ilk zamanlarda moralimi bozsa da Orhan Veli'nin mektubuyla rahatladım. Orhan mektupta, hikayenin harika olduğunu belirterek, hikayeyi bu şekilde anlayanları lanetliyordu. Onun bu yorumu beni de rahatlatmıştı. Orhan muazzam inceliğe sahip birisiydi. Onunla her gün buluşuyor ve bitmek tükenmek bilmez bir sohbetin içinde buluyorduk kendimizi.

Her şeyi paylaşıyorduk. Anıları, aşkları, kenti, neşemizi, meyhane borçlarını, yazdıklarımızı... Hatta bir gün meyhanelere borçlar birikmiş, yine içmek istiyoruz, nasıl para bulsak diye düşünürken, aklıma Orhan Veli'yle bir röportaj yapmak ve bunu gazeteye satmak fikri geldi. Hemen bir gazeteyi aradım ve teklifimi sundum. Büyük bir memnuniyetle kabul ettiler. “Yalnız bize hemen ön ödeme yapmanız gerek. Yoksa röportaj falan yapamayız” dedim. Yüz elli lira ödeme çıkardılar. Hemen meyhanede aldık soluğu. Çok da keyifli bir mülakat yaptık. Orhan'ın neşesini ve enerjisini anlatamam. 

Hemen hemen her gün edebiyatla ve sanatla ilgili bir sohbetin içinde buluyorduk kendimizi. Cumhuriyet sonrası Türk Edebiyatı ve çağdaş yazım teknikleri ile ilgili bir sürü mesele vardı çözmemiz gereken. Ben naçizane işimi yapmaya devam ediyordum. Gördüğüm her anı ve insanı anlatmak coşkusu doğuyordu içimde. Her gün biraz daha seviyordum insanları. Onların beni sevip sevmediğine aldırmaksızın..."

6.png