Yatağından doğruldu. Sabah saat 03.02 idi. Hiç uyumamıştı. Babaannesinden öğrendiği duaları okumaya başladı içinden. Karnı ağrımaya başladı. Ellerini karnının üstünde birleştirdi. Dizlerine doğru eğildi. Başı neredeyse dizlerine değiyordu. Geçmişiyle geleceğinin tam ortasında duruyordu. İlk köprüsünü bu aralığa kurdu Sabiha Rıfat.

 

O gün liseden arkadaşı Nesibe Hanım'a uğramış, Mustafa Kemal'in emriyle, "Mühendishane-i Bahri Hümâyun”a -şimdiki adıyla İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği'ne kız öğrencilerin de alınacağını duymuştu. Bu ne büyük bir müjdeydi… Ancak haberi duyduğu gün, başvurular için de son gündü. Hiç tereddüt etmedi. Koşarak gittiği fakülte binasının kapısından nefes nefese girdi. Görevliler, barok binanın yüksek tavanlı koridorlarında yankılanan topuk seslerine dikkat kesildiler. O binanın tarihinde ilk kez topuk sesleri, bu denli kararlı bir tonda yankılanıyordu. 

 

Başvuruları almakla görevli memurlar, giriş sınavının ertesi gün yapılacağını ve "boşuna uğraşmaması gerektiğini" söylediklerinde Sabiha Rıfat'ın tepesi attı:

 

"Size ne beyefendi! Siz kayıt şartlarını söyleyiniz" dedi. 

 

Diploması, iki adet vesikalık fotoğrafı, ileri derecede matematik bilgisi, çalışma azmi, kendine güveni, geride bıraktığı yoksulluk ve türlü zorluklarla geçirdiği bir çocukluğu, tutsaklıktan kendisini kurtararak kurulmuş pırıl pırıl bir Cumhuriyet’in ona verdiği bir hüviyeti vardı.

 

Uyuyamıyordu... Yalnızca özel günlerde giydiği elbisesini akşamdan hazırlamış, başucundaki çift kapılı ahşap dolabın kapısına asmıştı. Tıpkı babasının subay üniformasını muntazam bir şekilde odasına astığı gibi…