Ruhi Su’yu ölümsüzleştiren sadece sesinin güzelliği değildi. O’nun en büyük değeri, Türk halk müziğini çağdaşlaştırarak, yeniden söyleyebilmesi oldu. Yarattığı okul sayesinde, Türk müziğinin temellerini yeniden belirlemesi, yüzlerce yılda oluşmuş kültürümüzün yok olmasına mani olarak, gelecek kuşaklara aktarılabilmesini sağladı.

 

Doğu kültürü içinde gelişmiş Klasik Türk Müziğini ve batı tekniği içinde gelişen, çok sesli Çağdaş Türk Sanat Müziğini, kökü çok daha derinde ve sağlam olan halk müziği yapısı içinde sadeleştirdi. O tarihe kadar üstü örtülmüş, görmezden gelinmiş Anadolu hazinelerini, bir arkeolog titizliğiyle gün yüzüne çıkardı.  Köroğlu’nu, Pir Sultan’ı, Yunus Emre’yi, Hatayi’yi, Dadaloğlu’nu ve nicelerini yaşama kattı. Onların ruhunu kendi ruhuyla harmanladı. Tarihle ve hakikatle demledi. Opera hançeresini (gırtlağını) Anadolu folkloruyla kaynaştırma çabalarının bir neticesi olarak; türkü ve nefeslerdeki anlam derinliğinin anlaşılmasını sağladı. Nefesler, türküler artık sadece dinlenmiyor, aynı zamanda duyuluyordu da. Hayatın bütün konularını, dertlerini, özlemlerini ve aşklarını anlatan halk müziğini, zengin-fakir, köylü-şehirli herkese ulaştırabildiği için; halkın sesi olmuştu. Ruhi Su’nun ağzından çıkan her nota, her hece halkın kelamıydı artık.

Sesi o kadar gür çıkıyordu ki; yankısı Avrupa’dan, Asya’dan, uzak Amerika’dan bile duyuluyordu. Bu durum haliyle, siyasetçilerin hoşuna gitmiyordu. Üzerindeki siyasi baskının artmasına neden oluyordu. Bu nedenledir ki; tarihin her anında gereğinden fazla sayıda bulunan siyasetçiler, dünyaya pek seyrek gelen bir ozanın, tedavisi için yurtdışına çıkmasını engellemek amacıyla, ona pasaport vermediler. Halkın baskısı ve talebi artınca, ancak pasaport vermeye razı oldu iseler de; artık iş işten geçmişti. Sesi güzel, içi güzel, gönlü güzel, kendi güzel bir insan, dünyamıza güzellikler katıp, gönlümüzdeki yerini alarak su gibi akıp gitti.

 

Türküler yaşayan bir varlık gibi, daima yeni zamanlara, zamanların gerçeklerine uyarak hayatlarını sürdürürler. Ruhi Su türkülerin özünü kendi özüne kattığı için türkünün bizatihi kendisi olmuştu. Onu ölümsüzleştiren en önemli niteliği de buydu. Siyasetçiler tartışmalarını sürdüredursunlar; ozanlar bize sonsuzluğun anahtarlarını bu yolla taşıyorlar.

*Bir insanın ancak çömelerek sığabileceği, insan boyundan kısa ve dar mahpusluklar

halil

4_edited.png