Ankara radyosunda çalıştığı yıllarda II. Dünya Savaşı’nın en şiddetli günleri yaşanıyordu. Halkın moralini yüksek tutmak için tek haber kaynağı olan radyolarda müzik programları da artırılmıştı. Müzeyyen, haftada iki gün program yapmaya başlamıştı. Radyo programlarının etkisi ile ismi radyonun yayıldığı her yere yayılmış ve bu sırada Ercüment Işıl ile evlenmişti. 1941 yılında Ankara Radyosu’ndan ayrılıp İstanbul’da dönemin en seçkin gazinolarından olan Kristal Gazinosu’nda sahne almaya başladı.

 

Maksim Gazinosu, İzmir fuarları, Çakır Gazinosu, Mulen Ruj (İstanbul) Gazinosu, matineler, Tepebaşı Gazinosu, Novotni Gazinosu’ndaki programlarında Müzeyyen Senar Şerif İçli, Lem’i Atlı, Şükrü Tunar, Kadri ŞenÇalar gibi isimlerin bestelerini okuyor, onlarla birlikte sık sık bir araya gelip çalışmalar yapıyordu. 1947 yılında ruhu bedenine sığmayan Müzeyyen’in bu kez sesi ülkesine sığmadı. Bir ilki gerçekleştirerek, ilk yurtdışı konserini Paris’te verdi. Lido’da verilen konser, Türk basınında büyük yankı buldu ve yurda dönüşünde büyük bir coşkuya karşılandı. 

7_edited_edited_edited.png

Ercüment Işıl ile olan evliliğinden bir oğlu (Ömer Işıl) ve bir kızı (Feraye Işıl) olan Senar, bu evliliğini de 1950 yılında bitirdi. Günün birinde, kendisini sahnelerde görüp çok beğenen, Ankara’daki Suudi Arabistan Büyükelçisi Tevfik Hamza’ya aşık oldu. Senar, 1953’de bu büyükelçiyle evlenerek, sahneleri bıraktı. Artık “Sefire Müzeyyen Senar”dı o. Ama Ankara’nın sosyetesi onu sefire değil, 'şarkıcı' olarak görmeye devam etti. Diğer diplomat eşlerinin ‘şarkıcıdan sefire olmaz’ sözleri ve sürekli hor görmeleri, O’nu çok üzdü. Suudi hükümetinin de sefirlerinin bir 'şarkıcıyla' evli olmasını tasvip etmemeleri üzerine çift bu baskılara daha fazla dayanamayarak ayrılmaya karar verdi. Senar, bir sabah kalktığında makyaj masasında bir ayrılık notuyla uyandı. Notta; 'Beni affet, sana veda edemezdim. Seni hep seveceğim.' yazıyordu. Bir gülümsemenin içine binlerce hüzün saklar insan. Müzeyyen’in de evliliklerinden yana şansı yaver gitmemişti. Fakat bu notun ardından ayağa kalktı ve ara verdiği sahnelere tekrar geri döndü.

 

Müzeyyen mesleğine öyle büyük bir tutku ve aşkla bağlıydı ki, gönlünü ve nefesini halkının sesi yapmıştı. Zaten hiçbir evliliğinde gelinlik giymemişti.