Araba Dolmabahçe Sarayı’nın büyük kapısının önünde durdu. Onları kapıda karşılayan nöbetçiler arabanın kapısını açtı. Müzeyyen arabadan inip, Dolmabahçe Sarayı’nın kapısının önünde durduğunda heyecandan bacakları titriyordu. Eşi Ali Bey ile kısa bir bakışmadan sonra yaverin yönlendirmesiyle saraya doğru yürümeye başladılar. Saraya tatlı ve dingin bir öğle uykusuna girer gibi girdi. Sanki bir rüya alemindeydi. Çocukluğunun kahramanı, Cumhuriyet’in kurucu, O büyük adamın tam karşısındaydı. Atatürk’ün âşık olunası mavi gözlerine bakarken öyle mutluydu ve heyecanlıydı ki, heyecanı dışarıdan görünüyor olmalıydı. Atatürk; “Güzel kızım Çekinme, öyle yaparsan o güzel sesini nasıl dinleriz?” dedi. Atatürk’ün sağındaki sandalyeye ilişti. Atatürk O’na şöyle bir baktı, ardından da yaverine bir şeyler fısıldadı. Yaver “Lütfen beni takip ediniz.” dedi ve büyük banyoda berberi gördü. Önce olup biteni anlamadıysa da Atatürk’e duyduğu koşulsuz sevgi, saygı, inanç ve güvenden dolayı berber sandalyesine oturdu. Berber tarafından arkadan topladığı saçları kesildi. Böylece bir ömür taşıyacağı ve kendisiyle özleşecek olan saç modeli Atatürk'ten O’na yadigâr kalacaktı.

Tekrar huzura çıktı. Atatürk şarkı defterini aldı ve “Sen bütün bu şarkıları biliyor musun?” diye sordu.

“Evet, efendim.” dedi.

“O zaman ne okuman lazım bir bakalım.” dedi, Atatürk ve ilk parçayı Tatyos Efendi’den istedi;

“Mâni oluyor hâlimi takrire hicabım

Üzme yetişir üzme firakınla harabım

Mahv oldu sükunum, beni terk eyledi habım

Üzme yetişir, üzme firakınla harabım …”

Bu görüşemeden sonra da Müzeyyen Senar’ın turne ve radyo programları artmaya başladı. Bu yoğun tempo ve zaten aksayan evliliği Müzeyyen Senar’ın gelişimine mâni oluyordu. Bu nedenle karşılıklı anlaşarak, 1939 yılında Ali Senar’dan ayrıldı. Ancak Müzeyyen Hanım, Ali Bey’den ayrılmış olsa dahi soy ismini değiştirmedi. Mesleğine duyduğu aşk sayesinde kendisini kısa sürede topladı.