Büyük Sinan, Mihrimah Sultan Camii'lerini tamamladıktan sonra, Ayasofya'nın tadilatına başladı. Kendi yaralarını sarar gibi, büyük bir dikkat ve özenle iyileştiriyordu sırdaşını. Artık Ayasofya'yı o kadar yakından tanıyordu ki, ne zamana kadar dayanabileceğini ve ayakta kalabileceğini biliyordu. Buna izin veremezdi. Kendisinden sonra gelecek olan nice Sinanlara ilham olabilmesini sağlamalıydı. Ayasofya'nın yaralarını sararken, kafasında ve yüreğinde "ustalık eseri" olacak olan yapı belirmeye başladı. Beliren bu fikir, Sinan'ın ilk aşkı Ayasofya'ya veda mektubu niteliğindeydi. Dünya üzerinde Ayasofya'nın sahip olduğu yükseklikte ve genişlikte bir kubbe daha bulunmuyordu. Hristiyanlar için, Türkler’in ve Müslümanlar’ın, hala Ayasofya niteliğinde bir mabet inşa edememesi bir gurur vesilesiydi. Büyük Sinan, bu küçük meseleyi çözmüştü. Sultan Süleyman'dan sonra tahta geçen İkinci Selim, kendi adını taşıyan bir camii yaptırmak isteyince, Mimar Sinan, içinde yaşattığı son eserini ortaya çıkarmak şansını buldu. Eski başkent Edirne'de, Selimiye Camii'ni inşa edecekti. Bugüne kadar yaşamın Sinan'a kattığı ne varsa, o da hiç saklayıp gizlemeden, ona nakşedecekti. Her bir taşını, bir harfmişçesine özenle seçerek yerleştirdi. Süleymaniye'ye ebcet hesabı ile nakşettiği Fetih Suresi gibi, son eseri Selimiye'ye de Fatiha'yı nakşetti. Ve kubbesi Ayasofya'nın kubbesinden üç metre daha yüksek ve iki buçuk metre daha geniş olan Selimiye Camii, bin yıllık Ayasofya eşsizliğini bitirdi. Büyük Sinan "ustalık eserinden" sonra artık, Koca Sinan'dı...

Koca Sinan'ın doğum yeri, yılı ve etnik kökeni hakkındaki bilgiler tartışmalı olsa da, tarih bize bunun hiçbir öneminin olmadığını, bir kez daha Koca Sinan vasıtasıyla gösterdi. Sultan Süleyman döneminde, şehrin su sorununu çözdüğü için yaşadığı konağa su hattı çekilmesine izin verilmiş ancak İkinci Selim döneminde imtiyaz olduğu gerekçesiyle suyu kesildiği için, bir yudum su içemeden bu dünyadan ayrılmıştır.