Çocuktu Leyla...  Kaçınılmaz olarak büyüyordu. Büyümenin beraberinde getirdiği sorumluluk duygusunu yaşayarak öğrendi. Sonsuz bir muhabbet ve sevgiyle bağlı olduğu babası öldü. Hep beraber bir çöküş yaşamaya başladılar. Aile neredeyse tüm varlığını kaybetti. Leyla'ya göre sahip olduğu tek mal varlığı, iç zenginliğiydi. Ve onu hiç kaybetmedi.

 

Babasının vefatından sonra, annesi ve kardeşleriyle beraber Beyoğu'ndaki evde yaşamaya başladılar. İtalyan Lisesi’ne gidiyordu. Hitler’in, o yıllarda estirdiği vahşet duygusundan kaçarak, İstanbul'a gelen ilk aşkı "Eugenio Hilinski" ile o senelerde tanıştı. Hilinski, Leyla'ya, kitap dolu bavuluyla geldiği İstanbul'da edebiyat, felsefe ve sanat tarihi öğretiyordu. O kadar bilgiliydi ki, Leyla ona âşık oldu. Leyla 16 yaşındaydı, Hilinski ise 36... Evlenmeye karar verdiler. Annesi Atiye Hanım bu karara şiddetle karşı çıktı. "Asla! Önce İtalyan Lisesi bitirilecek, sonra da kim bilir, bu güzel sesi, belki de başarının anahtarı olacak!" Atiye Hanım'ın söylediği gibi oldu. Kısa süre sonra Hilinski, Bağdat'a gitti.

Babasının vefatından ve Hilinski'nin gidişinden sonra, sahip olduğu her şeyi, her an yitirebilirmiş hissiyle yaşamaya başladı, Leyla. Bu his onu hiç terk etmedi.

Çok üzüldü Leyla. Ama yaşama coşkusundan  ve çalışma gayretinden hiç vazgeçmedi. O bir opera kahramanı değildi, gerçek,  etten kemikten bir insandı ve başarmak istiyorsa mesleğine sarılmalı ve aşkını unutmalıydı. 

Bir Boğaziçi vapurunda "İbrahim Gencer" Leyla'yı gördü. Daha önce hiç kimseyi bu denli güzel bulmamıştı. Gözünü Leyla Hanım'dan, onun kraliçe edasından alamıyordu.  Ona bir türlü yanaşamıyordu. Öyle derin bir saygı uyandırıyordu ki insanda… Vapurdan inince, atlı arabayla gidişini seyredebildi yalnızca. Polonezköy'e... Leyla'nın nereye gittiğini biliyordu İbrahim Bey. Hiç uzatmadı, tereddüt etmedi. Arkasından gitti. Sonunda tanıştılar. O konuşurken susmak istiyordu İbrahim Bey, yalnızca susmak ve onu dinlemek. Üstüne ne giyerse büyük bir zarafetle taşıyordu. Duruşu, edasıyla bir kraliçe gibiydi. Omuzları, boynu başını ne güzel taşıyordu. Gözünü her kırpışında, uzun siyah kirpikleri adeta büyülüyordu İbrahim Bey'i.

Aynı ay içerisinde, aileler tanıştı. Bir hafta sonra da düğün hazırlıkları başladı. "Hayatımın aşkı" dediği İbrahim Bey hayatına girmiş oldu Leyla'nın. Babası "İbrahim Bey”i kaybetmişti ama hayat ona, kocası "İbrahim”i ve kalıcı olacak ismini hediye etmişti.

 

O artık Leyla Gencer'di.