Sonra çocuktu Leyla...

 

Boğazın Anadolu yakasında, denizin kıyısındaki kayıkhaneden başlayarak; mermer merdivenleri, ahşap oymaları, yüksek tavanlarıyla, aydınlık, kalabalık köşke, oradan da kilometrelerce ötedeki çiftlik evine, oradan da vadiler ve tepeler arasındaki av köşküne kadar uzanan arazide, sınırsızlık duygusu ve özgürlük hissiyle adeta büyülü bir dünyada büyüyordu. Hafta sonları av köpekleri ve atlarla çıkılan av partilerinde sabrı ve organizasyonu, pazarları kilisede org eşliğinde koroyu dinleyerek ahengi; kalabalık "Bektaşi sofralarının" bitmek tükenmek bilmeyen sohbetlerinde "aşkı" ve ulviyeti, bahçede kamelyanın altında, Fransız, Rus ve dünya edebiyatının seçkin örneklerini okuyarak, edebiyatı ve sanata düşkünlüğü öğreniyordu. Sorarak, dinleyerek, görerek, oynayarak, söyleyerek, yaşayarak, anlamaya çalışarak ve anlayarak... 

Babasının, annesinin ve bir de "Matmazel”inin yarattığı bu büyülü dünyanın tadını çıkarıyordu.

 

Matmazel "Madam Lejeune", Leyla'nın hayatında ayrı bir yere ve öneme sahipti. 1919 yılında her şeyini bırakarak Rusya'dan İstanbul'a gelmiş, geçimini sağlamak için de "Çeyrekgil" ailesinin yanına yerleşmiş olan bir Fransız kontesiydi. Her ne kadar görevi çocuklara Fransızca öğretmek olsa da "Matmazel"in Leyla ile ilişkisi bununla sınırlı değildi. Fransız, İtalyan, Rus ve Türk Edebiyatı’nın kapısını Leyla'ya o araladı. Leyla, ondan sonsuz merakını, tüm sanatlarla bağ kurabilmeyi, tiyatroyu ve müzik tutkusunu, ileride çok işine yarayacak olan, İtalyanca’nın ve Fransızca’nın nüanslarını aldı.

Bütün bunlar çocuk Leyla'nın büyülü, gizemli ve kimsenin bilmediği dünyasının en önemli parçalarıydı. Leyla, o yaşında, nice dünyalar olabileceğini ve bir gün o dünyaları keşfedebileceğini bilmiyordu henüz, ama bunu da öğrenecekti. Bu büyülü dünyada yaşamak, bir oyun gibiydi, bir tiyatro gibi, bir ayin gibi... Sarsılmaz bir kararlılıkla "yazar olmaya" karar verdi Leyla! O çok sevdiği, başucundan ayırmadığı "Balzac" gibi, "Goethe" gibi... Tüm dünyanın tanıdığı ve saygı duyduğu bir yazar... Daha 13 yaşındayken, Balzac'ın, Dante'nin, Musset'nin ve daha nicelerinin eserlerini okumuş, dahası ezberlemişti bile. Sıcak aile toplantılarında, kardeşlerine, babasına, annesine ve matmazele, Dante'den, Goethe'den Musset ve Vigny'den pasajlar okuyordu. O zaman tiyatrocu olmalıydı!