İkinci Dünya Savaşı sürecinde, herhangi bir ülkeden destek göremeyen Çambel, savaşın sona ermesiyle birlikte, İtalya’ya gitti. Gerçekleştirdiği görüşmelerden sonra Halet Çambel’in aklına “Açıkhava Müze” fikri geldi. Bu fikrin hayata geçmesi için çok yoğun çalışmalar gerçekleştirdi. Bu hususta yatırım yapabilecek insanları harekete geçirmek gerekiyordu. Yağmurlu bir gece, alan korumasıyla başlayan mesleki dürtüleri, arkeoloji alanında yeni bir devrin başlamasına da vesile oldu. Çalışmaları Avrupa’dan, Amerika’dan ve Asya’dan büyük bir tevazuu ile sahiplenildi.   

1932’den bu yana, Türk ve Anadolu tarihini kendine dert edinmiş olan Türkiye Cumhuriyeti, bu konuda Halet Çambel’i yalnız bırakmadı. Zaman zaman gerekli maddi desteği sağlayarak, zaman zaman da destek oluşturabilecek kurumlarla ortak çalışma gerçekleştirerek manevi destek sağladı. Çalışmaları boy vermeye başlamıştı Halet Çambel’in. Onun çabalarına kadar, sadece araştırma konusu olarak ele alınan çalışmaların daha derinlikli bir incelemeyi hak ettiği anlaşıldı. Sahada edindiği deneyimlerin ve kuramsal alanda yürüttüğü çalışmaların neticesinde, üniversitede “prehistorya kürsüsü” kurdu. Bu sayede bilinen tarih öncesi için yapılan araştırmalar, bir bilim dalı olma niteliği kazandı. Büyük bir gayret ve özveriyle, adım adım, bugünün modern tarih ve arkeoloji anlayışının gelişmesine ön ayak oldu.

Her ne iş yaparsa yapsın, o işi sıradan bir iş yapıyormuşçasına yapardı. Bu onun zayıflığından kaynaklı değil, ne yaptığından emin olmasından kaynaklıydı. Yapılmasının gerek olduğunu düşündüğü her vazifeyi üstlenmekten çekinmeyen, sadece yapılması gerekeni yapmaya odaklı bir insandı. Bu onun, yaşamın daha önceki yaşamlar üzerine tesis olduğunu bilmesiyle ilgiliydi.

halil