5_edited_edited.png

Aysel Gürel, cumhuriyetin kuruluşundan sonraki yükseliş döneminde, 1929'da Denizli'de dünyaya geldi. Babası Ali Rıza Bey, saygı duyulan bir hakimdi. Daha çocukken çok sayıda davete ve baloya katılarak büyümüştü. Annesi Ebe Kamile Kezban Hanım tam bir cumhuriyet kadınıydı. Ali Rıza Bey Denizli'de görevli iken, Türk kadınına zorla giydirilen peçeyi ilk çıkaranlardan biri olarak, diğer kadınlara da örnek olmuştu. Klasik müziğin de dinlendiği, muazzam geniş bir kütüphanesi olan, büyük bir evde büyüyordu Aysel. Ali Rıza Bey'in Trabzon'a tayin edilmesiyle, Aysel Gürel'in hayatını şekillendirecek dönem de başlamış oldu. 

Cumhuriyetle beraber ortaya çıkan aydınlık fikirler yayılmaya başlamıştı ancak tüm yurtta kabul görmesi zaman alıyordu. Mahalle baskısından bunalan genç kızların, ay ışığında, el ele tutuşarak, elbiseleriyle denize girip, bir anafora (kuvvetli deniz içi akıntıları) kendilerini bırakarak, yaşamlarına son vermeyi adet edindikleri Trabzon'da büyüyordu Aysel Gürel. Tüm yaşamını şekillendiren, onu olduğu insan eden fikirlerini de burada edindi. Daha on dört, on beş yaşlarındayken, çok sayıda arkadaşının, bu şekilde yaşamına son verdiğine çok kereler şahit olmuştu. Ertesi günlerde kıyıya vuran; tahta teneşirin üzerinde yan yana sıralanmış ve uzun saçları arkadan sarkan arkadaşlarının cansız bedenlerini her gördüğünde "vurgun" yemiş gibi hissediyordu kendini. Hastaneye apandisitini ya da bademciğini aldırmak için giden bir kadının, mahalle dedikodularında; "hamile kaldığı için çocuk aldırmaya gittiği" yalanının söyleniyor olmasına dayanamıyordu. Her gece, haklarında türlü iftiralar atılan ve "bakire" olarak bu dünyadan sessizce ayrılan arkadaşlarının yüzlerini görüyordu.