1_edited.png Kopyası
1_edited.png Kopyası

Yaşamında hiç boşluk bırakmadan her gün yazıyordu. Sanki unutmamak, sanki hatıralarının kaybolmaması için bir an bile boşluk vermek istemiyor gibiydi. Akıl hastanesinde yattığı yıllarda ona yarenlik eden kalemi, kağıtları ve zihninde uçuşan düşünceleriyle “Çocukluğun Soğuk Geceleri” romanını yazdı. Buranın öldürücü sessizliğine, kasvetli ve tatsız yemeklerine başka nasıl dayanabilirdi ki? Kendisi şöyle ifade ediyordu bu durumu: 

 

“Dayan buna diye düşündüm. Senin düşüncelerini değiştirip kendilerininkine nasıl olsa uyduramayacaklar. Seni görmek istedikleri gibi olmayacaksın hiçbir zaman. Tanımadığın sürece her acı dayanılabilir.”

 

Tedavi, askeri darbe ve sıkıyönetim dönemi, Tezer ve sevdiklerinin üzerinden adeta silindir gibi geçti. Ama mücadeleden hiç vazgeçmedi. 

 

"Yılarsak tüm yaşam nedenimiz yok olur. Canımız sıkılır" diyerek yeniden yaşamaya sıvadı kollarını. “Tedavi” olduktan sonra pes etmedi. Hayata daha güçlü ve emin ellerle tutundu.

 

Erden Kıral ile evliliğinin meyvesi olarak dünyaya bir kız çocuğu geldi. Tezer bir anneydi de artık. Deniz koydu güzel kızının adını. Çok sevdiği ve sıkıyönetim mahkemesinin verdiği kararla idam edilen Deniz Gezmiş’e olan hayranlığından dolayı seçmişti bu ismi. Bir şey anlatmak istiyordu! Zaten Tezer Özlü, yaşamı boyunca öğretmek için yazmadı. Yazılarına bakarak onu bedbaht ve depresif olarak değerlendirenler büyük yanılgılar yaşadılar. Yazdıklarına bakarak yılgınlık bulanlar, yaşamına da baksalardı, bitmek bilmez bir canlılık görürlerdi.

Tüm zorlanmalarına rağmen yazmaya ve mücadele etmeye devam etti. Öylesine yalın ve samimi bir dille korkmadan ve çarpıtmadan anlatırdı ki her şeyi; içinde bulunduğu dönemin siyasi olaylarının ona hissettirdiklerini, yaşadığı ilk cinsel deneyimin onda bıraktığı etkileri ve toplum şartlarınca kabul görmüş fakat kendi tarafından kabul edilmeyen olguları utanıp sıkılmadan ve tedirgin olmadan apaçık bir dille anlatırdı. Kalemi de kendi gibi hiçbir şeye boyun eğmez ve sınırlandırılamazdı. Böylece, eşine az rastlanır türden yeni bir yazar ahlakı sergiliyordu.

 

Tezer Özlü, okuruyla arasındaki uzaklığı, resmiyeti yok edebilmekte ustaydı. Onu okuyanlar, adeta kendi iç seslerini duyar gibiydi. Toplumsal alanda çalışmalarını da sürdürüyor, Türk Edebiyatı’nın gelişmesi ve yaygınlaşması için ne gerekiyorsa yapıyordu. Bir an bile boş durmuyordu.