Tüm olup bitenler, Sabahattin Ali'nin yaşam neşesini keskinleştirdi. Yaşamı hakkıyla yaşamanın ve vazgeçilmez tutkusu kitaplarının etkisiyle, hayat karşısında kazandığı ustalığı “yaşamak” neşesinden anlaşılabiliyordu. Üstelik biricik kızı Filiz’le oynadığı oyunlar ve birlikte geçirdikleri vakitler, onun bu eğlenceli yönünü de ortaya çıkarmıştı. Bu enerjisini memlekete hizmete akıtmak istiyordu.

 

İkinci Dünya Savaşı sona ermiş, milyonlarca insan bu yıkıcı savaşın yaralarını sarmak için çabalıyordu. Daha sonra soğuk savaş olarak adlandırılacak dönem fiilen başlamasa da sanat ve edebiyatın, bundan sonra sonra bir silah görevi üstleneceği dönem başlamıştı. Sabahattin Ali bu durumu ilk sezenlerdi. Hemen bir süredir tanışık olduğu arkadaşı “Aziz Nesin’le” bir dergi çıkarmaya karar verdi. Sanatsal ve politik konuları mizahi bir dille ele alarak yayımladıkları “Markopaşa Dergisi” yayın hayatına başlamış oldu. Markopaşa, Türk yayın tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir başarı yakaladı. O tarihlerdeki nüfus ve okur-yazar sayısı düşünülürse, neredeyse memleketin yarısı bu yayından haberdardı. Okuyan herkes üzerinde büyük bir etki ve beğeni bırakıyordu. Muhalif bir “mizah gazetesinin” yakaladığı bu yüksek başarı olağanüstüydü. Ne var ki, dönemin atmosferinde bu başarı, yönetenler tarafından pek istenen bir durum değildi. Daha yeni başladıkları yayın hayatlarına devletin “yüksek ve keskin” müdahalesiyle devam edemediler. Çok sevilen Markopaşa, aynı içerik ve nitelikle yoluna “Malumpaşa” olarak devam etmeye çalışsa da yapılan müdahalelerle “Merhumpaşa” olarak devam etti. Kısa bir süre sonra da yine kapatıldı.

 

Sabahattin Ali tüm kapatma ve yayın yasaklarına gerekçe olan kendi yazıları ve diğer yazılar için defalarca yargılandı. Cezalar aldı, tutuklandı. Zaten çok iyi olmayan ekonomik durumu da bu kapatmalar, yargılanmalar ve kısıtlamalar sebebiyle iyiden iyiye bozulmuştu. İlerici ve aydınlatıcı kalemini nerdeyse kullanamaz duruma gelmişti.