Çok yakın olduğu ve çok sevdiği arkadaşı, Fikret Mualla, akıl hastanesinde birlikte yatarlarken onun bir portresini yapmak istemiş, Neyzen bu teklifi tek bir şartla kabul etmişti:

 

" Eğer senden önce ölürsem Fikret, ölümümü rakıyla kutsa. Ama öyle sıradan bir rakıyla değil. Mesela bir kamyon rakı parası edecek bir resmini, bir şişe rakıyla değiş. Yirmi bin, elli bin etsin rakı... Sonra büyük bir yudum çek, gerisini toprak anaya dök!"

 

Neyzen hakiki bir harabat şairidir. İnsanlığın derin ve dünyevi ızdıraplarını, bu alanda hiç kimse eminim ki, Neyzen kadar yakınen hissetmemiştir. Onun zahiri (görünüşteki) harabatiliğine bakıp aldanılmamalıdır. O, kendisini böylesi bir kisveyle (görüntüyle) kınayarak (saklayarak), Hallac-ı Mansur'un akıbetinden koruyan zırhı üzerine giymiş olur. 

 

Kendisi hakkında neler söylenmedi ki; sarhoş, bedmest, derbeder, biçare... Hiçbir söz, hatta bu yazının kendisi bile Neyzen'i tanımlamaya yaklaşamaz bile. Böylesi bir yaradılışta olanlar bir kalıba sığar mı? Menfaat veya çıkar hesaplarıyla dünyevi korkulara boyun verir mi? Para kadar şerefte, şöhret kadar kepazelikte ona vız gelir. Kendini bu yolla tarif edenler çoktur ama bütün ömürlerince bu tarife sadık kalanlar çok azdır. Gökteki yıldızlardan yerdeki çamura kadar her şey onun hamurudur. O istediğinde gökyüzünden yeryüzüne akan bir yıldız, istediğinde yerden fışkıran bir çamurdur. Çok şükür ki, Neyzen'i candan ve haktan anlayanlar "hadsiz" ve hesapsızdır. 

 

halil