N: Ama “Hayvanlarla da iç içeydim” dedin.

E: Teorik olarak. Bir belgesel, ansiklopedi gördüğüm zaman okuma yazma bilmezken bile kurcalıyordum. Bu konuda korkusu olan, daha dikkatli olan daha çabuk öğreniyor. Biz bunu korku zannediyoruz ama aslında sadece heyecanlanıyoruz. Yüzleşince korku bilgisizliği aradan kalkıyor, yerine aşk kalıyor. Gittikçe büyüyor. Tanımı yok. Bu işin sırrı; içinizde varsa, o konu ile uğraşmak…

N: Hayvanları insanlardan ayıran en büyük özellik nedir?

E: Yüzyıllarca bütün filozoflar bilim insanları bununla ilgili teoriler sunmuş bence. Sadece maneviyat kavramı var. Eğer insanın maneviyatı varsa hayvanlardan farklı bir yerde değerlendirilebilir. 

N: Acaba doğrusu farkındalık mı, maneviyat mı? 

E: Maneviyat kelimesi aslında yanlış bir kelime değil.

N: Yanlış olduğundan demedim. Acaba hangisi tercih edilesi olur?

E: Demin aşk için tanımı yok dedim ya. Yani tanım, bir şeyin madde dünyasında anlaşılır hale gelmesi demek. Ete kemiğe bürünmek dediğimiz. “Su 100 derecede kaynar” kavramı tanımlanabilir ama suyun tanımlanamaz bir duygusu da var. İltifat edilince canlanan, yaşayan bir yönü de var. Bunları her insan fark etmese de hayvanlar bunu olduğu gibi yaşıyor ve tanımlamak gibi bir dertleri de yok. Farkındalığın son halini hayvan zaten yaşıyor. 

şekiller-20.png

“anda olmak bir şeyi fark ettiğini bile fark etmeden sadece bunu yaşıyor olmak demek. “

N: Çok güdüsel bir şey değil mi bu? Bana farkındalık gibi gelmedi.

E: Zaten bu farkındalık değil. Anda olmak bir şeyi fark ettiğini bile fark etmeden sadece bunu yaşıyor olmak demek. Bundan haz alıyor ve hissediyor… Onu o sırada ‘O’ gerçekleştiriyor. Bu fark etmenin ötesinde bir şey. Bu aslında ibadet dediğimiz, “an”da olmak dediğimiz, meditasyon dediğimiz şey… 

N: İnsanın kelime karşılığı nedir?

“beşer dediğimiz şey insanın hayvanat yönü.”

E: Etimolojik olarak bilmiyorum. Kelime köküne indiğinde Arapça bir köke iniyor. Beşer dediğimiz kavram, insanı beş bölümde tanımlıyor. Kolları, bacakları ve başıyla... Ama bir maneviyatı varsa, o beşer dediği “insan” diye tanımlanıyor. Tasavvuf sadece bu ayrımı yapıyor. Beşer dediğimiz şey insanın hayvanat yönü. Dolayısıyla hayvan anda kalabiliyor ama insan düşündüğü sorguladığı için “an”da da kalamayabiliyor. Kişi, maneviyat ile sorgulamayı başarabilir ve bunu kendisini terk ederek yapabilirse hayvanat ile insan arasındaki fark açığa çıkmış oluyor.