“ben korkumun üzerine giden bir çocuktum.”

şekiller-23.png

N: Nasıl girdi tiyatro?

T: Ankara’da çeşitli tiyatro kursları vardı. Ablam halk oyunlarına yazıldı, ben hem halk oyunlarına hem de tiyatroya yazıldım. Halkevlerinde başladı sürecim. Evden çıkıp halkevinde tiyatro kursuna gidiyordum. O yaşta evden oldukça uzak, Ankara’nın başka bir ucundaki semtte bir yere tek başına gitmek korkutucuydu.

Ben korkumun üzerine giden bir çocuktum. Bir şeyden korkuyorsam onun üzerine gidiyordum. Karanlıktan mı korkuyorum mesela, en karanlık yer neresi? O karanlığın içine girip korkularımın üstüne gidiyordum.

N: Sürekli ispat arayan biri misin? Ya da kendini ispatlamaya çalışan biri misin?

T: Evet bir süre önceye kadar öyleydim çünkü yetiştiğim yerde ispat olmadan kimse bir şeye inanmıyordu.

N: Açmak ister misin bunu?  

T: Bunu yurt dışında fark ettim. Yurt dışına gittiğimde bizden daha ön yargısız olduklarını gördüm.

N: Yurt dışındaki insanlar mı?

T: Tabii tabii. Çünkü ayrıca yurt dışında sen de öyle oluyorsun.

“burada hadsiz olmak İngiltere’de hadsiz olmaktan hem daha zor hem daha anlamlı.”

N: Halin mi değişiyor?

T: Tabii halin değişiyor. Buradaki iyi şeyi görmek gerekiyor çünkü bizde bir şeyi yapabilmek için fazla çaba sarf etmek gerekiyor. Bizde öyle her şey kolay olmuyor. Burada hadsiz olmak İngiltere’de hadsiz olmaktan hem daha zor hem daha anlamlı. Niye çünkü yurt dışında hadsiz olmak daha kolay.

N: Neye göre?

T: Koşullara göre çünkü sınır dediğin şey orada farklı, burada farklı. Hadsiz olmak sınırsız olabilmekse, hadsiz olmak sınırlandırılmışlıkların dışına çıkabilmekse, bizim koşullarımız biraz daha sert. Bunu kabul etmemiz gerekiyor ama bunun neden böyle olduğunu keşfetmemiz gerekiyor ve işte o zaman başlıyor o sınırı aşma isteği ve aşabileceğini görme neşesi.

Yani şöyle Neslihan, büyüdüğüm mahallede “Ben tiyatrocu olacağım” dediğimde ne olduğunu hayal edebiliyor musun?

N: Hayal edebiliyorum çünkü ben Bağcılar’da büyüdüm.  Sekiz yaşımda “Oyuncu olacağım dedim” ve kimse bana inanmadı. Ama ben gerçek olacağını, bunu gerçek kılacağımı ve hayata geçireceğimi biliyordum.

T: Neslihan o kadar benziyor ki birbirine...  Bizim tiyatro konusunda tanıdığımız falan yoktu. Benim tanıdığım tek tiyatrocu lise tiyatrosunda birlikte tiyatro yaptığım, Özgür Sahne’de ve halkevlerinde birlikte oynadığım kişilerdi. Ben Özgür Sahne’de dekor taşıyor, ışıkçılık yapıyor, tiyatroda oyunculuğa ilişkin bir şeyler yapıyordum.

“daha fazla çalışmak, azmetmek, onu gerçekten istemek, onun için hayatında hiçbir başka olasılığı bırakmayacak kadar bütün her şeyi ona vermek. neyin varsa sermek. ispat bu!”

N: Ailenin haberi var mıydı bu durumdan?

T: Vardı ama gel gör ki onlar da anne baba ve aç kalacağımdan korkuyorlar, sürüneceğimden korkuyorlar, kendimi harcayacağımdan korkuyorlar.

Annemin bir öğretmen arkadaşının akrabası konservatuvarda öğrenci çıktı. Rojin. Herkes bana “Torpilin yoksa giremezsin” diyor. Algım öyle oldu ki tir tir titriyorum. Dedim ki; “Rojin, benim torpilim yok. Ne yapacağım”. Dedi ki; “Benim de yoktu. Ne yapacaksın biliyor musun? Herkes iki tane hazırlıyor biz on tane hazırlayacağız”. İspat bu!  Daha fazla çalışmak, azmetmek, onu gerçekten istemek, onun için hayatında hiçbir başka olasılığı bırakmayacak kadar bütün her şeyi ona vermek. Neyin varsa sermek. İspat bu!

Ben o sınavdan çıktım akşam itibariyle yeniden tirat çalışmaya başladım. Birinci sınavı geçtim ”Hadi gidip şöyle bir oturayım arkadaşlarımla bunu kutlayayım” demedim. İkinci sınava iki tirat daha hazırladım ve konservatuvara girdim. “İlk sene torpil lazım okuldan atılmaman için” dediler, ben okulu bitirdim ve atılmadım.

N: Peki onun için ne yaptın?

T: Çok çalıştım.  Devlet Tiyatrosu’na girmek için torpil lazım, mezun olmak için torpil lazım, ben bir süre sonra inanmamaya başladım bu torpil muhabbetine. Bir baktım ki yıllar benim torpil denilen zırvalıkla dalga geçerek ama bu arada çok çalışarak geçiyor gidiyor ve bu yaşıma geldim işte. Yirmi yıldır Devlet Tiyatrosu’nda oyuncuyum.