N: Peki ilham kaynağın nereden geliyor?

İ: Yapabilme hissinden. Bu kendimle olan mücadelemle ilgili de olabilir. Kendime yapabileceğimi ispatlama mücadelesi diyebilirim. Kendi içimde bir döngüsü var bu duygunun.

“Ben de yapabilirim! Daha iyisini yapabilirim! Bunu da yapabilirim!” Bu hissi kaybettiğim zamanlar duruyorum. Ki zaman zaman kaybettiğim de oluyor; o zaman hareketsiz, ataletli bir insan oluyorum. Bu bazen bir işi tamamladıktan sonra da olabiliyor. Mesela “Fil Su Saati” çalışmam. İki buçuk yıl sürdü. Bu iki buçuk yıl boyunca, arkadaşlarımı, kendi hayatımı, belki kızımın büyümesini kaçırdım. Sürekli bu sorular dönüyor kafamın içinde. Sonra tekrar yapma isteği geliyor ve tekrar başlıyorum.

N: Bu yapabilme hissi senin kendine “Ben Varım” deme şeklin olabilir mi?

İ: Olabilir. Hangi sanatçı “bunu yok sayıyorum” derse; ben onun tam olarak samimi olmadığını düşünürüm. Yani bir şeyi birileri görsün diye ortaya koyuyorsanız o zaman işin içinde biraz alkış arayışı da vardır. Bu bir motivasyon şekli bana göre. Kendini ispatlama, kendini var etme, kendini gösterme, ben bunu yapabildim diyebilme motivasyonu…

N: Sen bir sanatçısın ve eserlerini bir refleksle ortaya çıkarıyorsun. Her zaman istediğin işleri yapabiliyor musun? Sonuçta kapitalist bir sistemin içinde yaşıyoruz. Bir de bu işin müşterileri, sanat severleri var. Birileri gelip senin olmayan ve senden bağımsız bir fikri sana iş olarak getiriyor mu? Böyle zamanlarda hissiyatın ne oluyor? Kendi işlerini yaptığın gibi senden talep edilen işleri de aynı duyguyla yapabiliyor musun?

İ: Kendi işlerimi yapabilmek, hayatımı idame edebilmek için bu şekilde çalışmak zorunda kaldığım zamanlar oluyor. Bu beni çok tatmin eden bir süreç değil ama mecbur olduğum bir süreç. Tabiri caizse mesleğimin bir kısmını satmak zorundayım. Bu da zaman anlamına geliyor. Yani zamanımı satmak zorundayım.

Bana sipariş bir işle gelindiğinde karşı taraftan çeşitli doneler almaya çalışıyorum. Mesela bir şirket benden bir iş istiyorsa; şirket sahiplerinden olabildiğince çok bilgi almaya çalışıyorum. Üzerinde durdukları kavramları, şirketlerine karşı ne hissettikleri, şirketlerini erkek mi dişi mi olarak gördüklerini veya nasıl bir karakter olarak düşündüklerini anlamaya çalışıyorum. Sonra da bunlar üzerine düşünüp, bu sefer de onların dertlerini kendime dert ediyorum. Ve mümkünse ufak detaylarla da kendi dertlerimi işliyorum. Böylece daha bağımsız olabileceğim bir alan yaratıyorum.

Mesela “Filin Su Saati” çalışmamda, figür olarak kullandığım bir kuş var. O kuşun önüne bir küçük top iniyor. Top indiğinde çemberin dışından bir güneş doğuyor. Bu belirli periyotlarla devam ediyor. Kızım Güneş ben “Fil Su Saati” üzerinde çalışırken doğdu ve benim her on beş dakikada bir aklıma kızım Güneş geliyordu. Ya da aynı çalışmada kullandığım kuş figürü… O da bu ülkeyi temsil ediyor. Küçük bir detay ama, o kuş figürünün ayağında bir zincir var. Bu tip detaylar ekleyerek, sipariş işler yaptığımda daha fazla memnun olabiliyorum.