KAPAK.jpg

bihter

şekiller-26.png

bana her “ne haddine” dediklerinde, her konuyu başardığımı gördüm

10.2021 I #16

N: Hoş geldin Bihter.

B: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz. Şifa getirdiniz, huzur getirdiniz.

N: Bize atölyenin kapılarını açtığın için teşekkür ederiz. Nereden ve nasıl başlamak istersin?

B: Ben kendimi bildim bileli kokularla birlikteyim. Koku tasarımı, koku ilmi, benim için meslek değil; bir yaşam tarzı. Altı yaşımdan itibaren hatta daha da öncesinden beri kokuların içerisindeyim. Bulgaristan’da dünyaya geldim. Annemin babaannesi olan Ayşe Nine -yüz sekiz yaşında vefat etti- benim kahramanım, rol modelimdir.

Merhem ve krem yapmayı çok severdi. Kokularla da o ilgilenirdi. Ateş yakar, üzerine kazanı oturtur; çarşafları, yastıkları yıkarken suyun içine portakal kabuklarını atardı. Lavanta keselerini koyardı; “Cabbar uyanırsın” derdi. Bizim çok sonra öğreneceğimiz, sitrus (narenciye) grubunun enerji verdiğini, lavantanın da uyuttuğu bilgisini, onlar 1800’lü yılların sonundan itibaren kullanıyorlardı. Bitkilerin dilinden anlar, ata biner, silah kullanırdı. Çok güçlü bir kadındı. Doğaya âşıktı, toprak kadınıydı…

6 yaşımda Türkiye’ye geldik. Ben de her şeyi kokluyordum. Hatta bende bir sorun var sandılar. Annem beni doktor arkadaşlarına gösterdiğinde, koku alma duyumun hassas olduğu ortaya çıktı. Ailem tıp okumamı istiyordu ama ben psikoloji okudum. Okurken de kokulara ilgim devam etti. Uzun yıllar plaza hayatında yöneticilik de yaptım. Fakat tam olarak tatmin etmiyordu, hiçbir şey beni. Sürekli koku üzerine araştırma yapıyordum. Topkapı arşivlerine kadar gidiyordum. Acaba tarih boyunca koku nasıl kullanılmış? Bizans kokuyu nasıl kullanmış? İğne ile kuyu kazmak gibi bir şeydi… Avrupa’yı incelediğinizde kokuyla ilgili sadece parfümle karşılaşıyorsunuz. Parfüm kozmetiğin başarılı bir alanı ama benim istediğim o değildi. Ben işin kimya kısmıyla ilgileniyordum. Uzun yıllar araştırmalarım devam etti. Araştırmalarım devam ederken bir ara dibe vurma noktasına geldim. Tam her şeyden vazgeçeceğim bir zamanda, arkadaşlarımın teşvikiyle, onlara kokular hazırlamaya başladım. Sonra kendi markamı kurmaya karar verdim ve kurdum.

Daha sonra üniversitede dersler vermeye, uluslararası platformlarda ülkemi temsil etmeye, dünya ve Türkiye’de birçok ünlü isimle çalışmaya başladım. Ülkemizde bu konuyla ilgili bir okul olmadığı ve kimse diploma alamadığı için kimse bunu bir meslek olarak kabul etmiyordu. Ben de kendi tacımı takmak için kendi okulumu kurmaya karar verdim. Çok fazla engelle karşılaştım. Özellikle de yakınlarımdan… Kime anlatacaksın? Senin garanti bir işin var riske girme! Bu dediğin olmaz! Okul kurmak senin ne haddine!  Çok sermaye gerekiyor… v.s. Bence bu sadece kendi korkuları, kendi kaygıları… Kendi korkularından dolayı seni frenlemeye çalışıyorlar. Marka olarak bu kadar büyükler varken senin ne haddine! Bunu o kadar çok duydum ki... Bana her “ne haddine” dediklerinde, her konuyu başardığımı gördüm.” Ben de niye yapamayayım diyerek, bir yerden başlamaya karar verdim ve bir akademi kurdum. Eşim en büyük yardımcımdı. Bana çok destek oldu. Benimle beraber yürüdü.

Önce koku uzmanlığını bir meslek haline getirmemiz gerekiyordu. Bunun için önce standartı belirlememiz gerekti. Ama bu işin bizden öncesi olmadığından bir standardı da yoktu. Meslek Yeterlilik Kurumuna başvurduk, çalıştay kurduk. Koku uzmanı nedir? Bu mesleği yapmak isteyen gençler hangi yollardan geçmeliler? İğneyle kazdığım kuyuda biriktirdiklerimi, bu mesleğe aşık olan kişilere sunmaya karar verdim ve böylece yolculuğum da başlamış oldu.