N: Peki tüketmeyi en aza indirgemenin yolları nelerdir? Sen kendi alanında ne yapıyorsun bunlarla ilgili? 

A: Sürdürülebilirliğin kendi iç dünyanda ve evinde başladığını düşünüyorum. Yani bu bir tek modayla ilgili değil. Her endüstri bu durumda. Moda sektörünün de ciddi çözümlere ihtiyacı var. Sistemi yeniden düzenlemeye, herkesin üretmeden ve tüketmeden önce biraz daha düşünmeye, hızlı tüketime yönlendiren trendleri dolayısıyla sezonları sorgulayarak çözümsel yeniliklere ihtiyacı var. Bir yandan da tasarımcı markaları için de dünyanın moda takvimine ayak uydurmak oldukça zorlayıcı ve stresli. Bir sezonda eğer New York’a gitmiyorsam, önce Milano’da ürünler satışa giriyor, oradan Paris Moda Haftası’na geçiyor, derken İstanbul Moda Haftası’nda defile, ardından koleksiyon Hong Kong’da showroom’a ve Shanghai Moda Haftası’nda fuarda satışa sunuluyordu. Bu tempoya ayak uydurmak kolay iş değil. Çin’in Shenzhen şehrinde kendi defileme gitmediğim zamanı biliyorum. Şimdi bu hıza, sistemin peş peşe koyduğu takvimlere ve daha esinlenmiş olduğum hikâyeye doyamadan yenisini tasarlamaya bir dur demek ve yeniden değerlendirme zamanımdayım. Ve bu aralar tasarladığım ürünlerin kullanım alanlarını genişletmek için de bedensiz kullanılabilecek formüller üzerinde çalışıyorum. Her aklına geleni üretip, sonra sadece müşteriden bilinçli olmasını beklemek çok akıllıca değil. Tasarım aşamasında çözüme gidilmeli.

N: Sence en büyük hadsizliğin neydi?

A: Soru sormayı başarabilmek en büyük hadsizliğim.

N: Bundan sonraki hadsizliğin ne olacak?

A: Yaşadığım her an buna severek devam edeceğim.

N: Türk insanının kendini Türk hissedenlerin en yüceltilesi özelliği nedir sence?

A: Vicdanı... Bu bence çok yüce bir şey. Bir de zekası diyebilirim.