“her şeyin anda var oluyor, sonsuz imkanlar denizinde”

şekiller-23.png

N: Kıyamet yaklaşıyor sanki değil mi? Etimolojik olarak yani kelimenin anlamına bakarsak "kıyam" ayağa kalkmak anlamına geliyor. Bence hepimizin içindeki o şey artık ayağa kalkmaya hazır durumda sanırım. Sence de öyle mi?

A: Şimdi anlıyorum ki; zaten hep böyleydi. Aslında her şeyin anda var oluyor, sonsuz imkanlar denizinde. Olan her şey mükemmeldir diye inanırım ben. Tabii ki buna inanarak her saniye duygularımı kontrol edemeyebilirim ama yanlış olduğunu düşündüğümüz bir sistemin içinde, kendi doğrumuzu bulmak ve bunu paylaşmak çok kıymetli.

N: Aslı sen New York’ta eğitim aldın. Ne üzerineydi eğitimin?

A: Bilkent’te cidden okudum, başka türlü mezun olamazdım zaten ama Parsons New York’a taşınmak için o yıllarda oldukça da moda bir bahane olabilirdi. Aldığım bütün derslerin parasını da kendim ödüyordum, öyle olunca da öğretmen derse geç kaldı diye dersi ‘‘drop’’ ediyordum. Bu sebepten bir tasarım diplomam olamadı, diplomasız kimse beni işe alamayacağı için de kendi markamı kurdum. Zaten gönlüm, ellerim ve gözlerim sürekli birlikte bir şeyler yapabileceği bir alanda varolmak arzusundaydı. Yapacağınız işin tek bir yolu yok, önemli olan kendi yolunun olması. Ekonomi okumuş olmam, satış olmadan işin varolmayacağını anlamış olmamdaki en önemli etken. Moda sektöründe arz ve talep eğrisinin dikiş tutturması çok önemli.

"anadolu’nun o yaratıcı enerjisinin bizlere bıraktığı mirası önce kendim keşfetmek istediğim için hep bu topraklardan ilham aldım"

N: Aslı yeri geldi İznik çinilerinden, yeri geldi Mimar Sinan’dan, yeri geldi Galata Kulesi’nden, Leyla Gencer’den, Nazım Hikmet’ten, Fikret Mualla'dan, Piri Reis’ten ilham aldın. İlham aldığın noktayı görebiliyoruz, ama sebebini merak ediyorum. İlham kaynağın için neden bu yolu tercih etti?

A:  Anadolu’nun o yaratıcı enerjisinin bizlere bıraktığı mirası önce kendim keşfetmek istediğim için hep bu topraklardan ilham aldım. Keşfetmeye başladığım ilk andan itibaren hiç yolumdan şaşmadan, hep kalbimde hissederek tasarım yaptım. Bu toprakların kıymetini, bu denli anlamlı kılan yaratıcı dehalar, ruhlar geçti buradan. Onların disiplinlerini, ilhamlarını araştırmak beni her zaman çok heyecanlandırdı. Çünkü hem onların yaratıcılıklarını modernize ederek hayata davet etmek hem de sanatlarının kıymetini yeniden gündeme getirmekti amacım. Mesela Nazım Hikmet, Piri Reis, Leyla Gencer, Fikret Mualla.... Mesela eşsiz Muhteşem Sinan.

Konu hiçbir zaman sadece tekstil veya modayla alakalı değildi benim için. 

N: Mimar Sinan’ın eserlerinde kullandığı ebcet hesabını sen de kıyafetleri tasarlarken kullanıyormuşsun. Bunu bize anlatır mısın?

A: Mimar Sinan’ın bakış açısına hayran oldum, Edirne’ye gidip “Ustalık eserim” dediği Selimiye Camii’ni inceledim. Döndüm, Süleymaniye’nin ebcet hesabını öğrendim, Mihrimah Sultan Camii’lerinin yapılışındaki aşkı ve tasarımın gerçek kudretini anladım. Zaman zaman kalem bıraktım, sonra kalemi tekrar elime alıp çizime devam ettim, Sinan’ın bütün esin kaynaklarını kendimce uyarladım. Mimar Sinan’ın yapıtlarında kullanılan bütün acı ve uzunlukların “ebced hesabı” ile anlamlı hale gelmesinden etkilenerek kıyafetlerin paternlerini aynı hesaplamalara uygun olarak hazırladım. (Ebced hesabı, alfabetik bir sayı sistemini kullanarak, kelimelerin sayısal değerini hesaplamaktır. Arap alfabesinin eski sıralanışından -elif, ba, cim, dal- ilk dört harfinin okunuşlarıyla (E-B-Ce-D) türetilmiş bir sözcüktür) Yani mesela Süleymaniye ve Selimiye’nin görünen silüetleri 92 arşındır, bu da suredeki bir kelimenin karşılığıdır. Bendeki elbise boyları 92 cm oldu bu sezon. Ya da mesela Mimar Sinan’ın ustalık eseri Selimiye Camii’nden esinlenerek ustanın kubbelerini kumaşların üzerinde özel bir efekt olarak isledim. Mimar Sinan’ın daireleri dikdörtgenlere, altıgenleri sekizgenlere dönüştürdüğü eserini yorumlamaya çalıştım. Sinan ayrıca motifleri ve süsleri mimari formların içine başarılı bir şekilde işlediği için, Sinan’ın Mihrimah Sultan’a olan aşkından da esinlenerek bir desen çizdim. Bu desen ipek kumaşlara özel olarak basıldı ve kumaştaki hikâyeye yakından bakıldığında Mihrimah Sultan’ın minyatürü göze çarpıyor.