N: İdeal dünya nasıl olur senin için?

A: İnanç, cinsiyet ve yaşam hakkı konularında herkesin eşit haklara sahip olması diyebilirim. Hayvanları, bitkileri ve insanıyla, herkesin diğerine yaşam hakkı tanıdığı ve saygı duyduğu bir dünya...

N: İnsan saygı duymayı nasıl öğrenir? Çünkü saygı duyamadığı için bir insanı yargılayamayız. Aslında kimseyi yargılayamayız da… Eşitlik dedin, hangi bağlamda eşitlikten bahsediyorsun?

A: Her anlamda eşitlik… Herkesin ortalama bir standardı olması lazım. Yani en azından o standart sağlanmalı. Şimdi sen yüz kazanıyorsan, ben bir kazanıyorsam ve diğeri milyon kazanıyorsa ve ben günün on beş saatini çalışarak geçirmeme rağmen kiramı ödeyemiyorsam burada bir sıkıntı var demektir. Tabii ki herkesin kazancı değişir. Ben illa herkes on lira kazansın, bu iş kapansın demiyorum. Öyle bir şey söz konusu dahi olamaz. Ama kaliteli bir yaşam standardının herkes için sağlanmış olması gerekiyor. Sağlık, barınma, eğitim… “Devlet bunları sağlayamayacaksa, neden var?” diye sormak isterim. Benim barınma sorunum karşılanmıyor, sağlık sorunum karşılanmıyor, geçinemiyorum. Niye o zaman bu devletler var?

“bizim en büyük sorunumuz, bir sorunu çözmek yerine o soruna alıştırılıp, böyle yaşamaya devam etmeyi kabullenmemiz.”

N: Diyelim sağlandı. Bu sağlandıktan sonra insanı bekleyen seviye nedir sence? 

A: Onu o zaman düşünelim. Biraz önce söylediklerim çözümü zor olan şeyler değil. Bizim en büyük sorunumuz, bir sorunu çözmek yerine o soruna alıştırılıp, böyle yaşamaya devam etmeyi kabullenmemiz bana göre. Sorunlara alışmak yerine karşı çıkmalıyız. Ben politikacı değilim. O sorunların nasıl çözüleceğini bilmiyorum. Ben ancak bir derdim var diyebilirim. Yaptığım işlerle bir derdim olduğunu söylemek istiyorum. Sesimi duyurmaya çalışıyorum.