N: Bu karar anlarını neye borçlusun? Neye inandın?

A: Otuz dört haneli bir köyde, karma eğitim veren bir köy okulunda okudum. Tek bir öğretmenimiz vardı. Dersler, sesli dersler ve sessiz dersler diye ikiye ayrılırdı. Okulda tek bir sınıf ve tek bir öğretmen olduğu için herkese yetişemezdi. Sessiz derste kitap okursun, sesli derste de öğretmen gelir sana o konuyu anlatır.  Abim Amasya'da müzik öğretmeniydi. Düşünürdüm, müzik öğretmeni varsa resim öğretmeni de vardır diye. “Ressam nedir?”, “Sanatçı nedir?” bilmiyordum. Ben de resim öğretmeni olacağım derdim. Aslında ilkokuldayken kararımı vermiştim resimle ilgili... Köyden ayrılmam ortaokula gidebilmem sayesinde oldu. Abim o zaman Amasya’nın Suluova ilçesinde öğretmendi, onun yanına gittim. İmam Hatip Ortaokulu’na kayıt yaptırıldım ve orada okudum.

N: Senin isteğinle olmadı mı?

A: Hayır özellikle tercih ettiğim bir şey değildi. Devam etmek istemiyordum, kendimi rahat hissetmiyordum.

N: Ailenle hiç bu konuda çatıştın mı?

A: Çatıştım evet. “Okulu bırakıyorum artık eğitim hayatım bitti.” dedim. O zaman “Ne yapacaksın?” dediler. “Bilmiyorum, gidip sanayiye bir meslek öğreneyim.” dedim.  “En iyisi meslek lisesine gitsin.” dediler. Meslek lisesine gittim. Elektrik bölümünü okudum. Lise bittikten sonra İstanbul’a geldim.

N: Gerek eğitim hayatlarıyla ilgili gerekse meslek hayatlarıyla ilgili istedikleri seçimleri yapamamış bir sürü genç insan var. Ne istediklerini biliyorlar fakat o yol onları çok yoruyor ve pes ediyorlar. Onlara bir şey önermek ister misin ve bu konuyla ilgili ne yapılması lazım?

A: Onlara inatçı olmalarını öneririm. Ne pahasına olursa olsun... Ben çok inatçıyımdır. Bir şeyi kafama koyduysam onu yapana kadar ne olursa olsun deliler gibi çalışırım. Ondan vazgeçmem. Onlar da vazgeçmesinler. Mesela Köy Enstitüleri müthişmiş. Şimdi kuzey ülkelerinde Köy Enstitüleri’ne benzer yeni eğitim sistemleri geliştiriyorlar ve uyguluyorlar. Bence bu başarılı bir yöntem.