kendine ne kadar iyi davranırsan herkese de o kadar iyi davranacaksın ve o çember genişleyecek, büyüyecek ve daha barışçıl bir hal alacak.

N: Dağ başında herkes erer, mühim olan şehrin bunca kaosunun ve kalabalığının içinde bazı şeyleri keşfetmek değil mi?

D: Her defasında keşfettiğim şey şu; şehirde kendimizi duymak çok zor. İnsan kendi sesini duymaya duymaya yabancılaşıyor ve uzaklaşıyor özünden. Bu kaosun içinde kendini duyma şansına erişiyorsan ne mutlu. Ben o kadar kalabalığın içinde hiç iyi hissetmedim. Kadıköy’de yaşıyordum. Ben o çemberin içinde insanların özünün ne olduğunu görmek istediğimi fark ettim. İnsanların ne dinlediği, ne izlediği, kim oldukları beni hiç ilgilendirmiyordu. İlk yürümeye başladığımda, kendime dair hiçbir ses yoktu. Temelde, özümde ne olduğunu görmeye çok ihtiyacım vardı. Kalabalığın içinde o özü görebilenler varsa ne mutlu, ben becerememiştim. 

N: İnsanı tanımaya yola çıktın diyebilir miyiz? Kendini tanıma yolculuğun insanı tanıma yolculuğunda mı başladı?

D: Şans vermek istedim herkese. Kalabalık çemberin içindeyken, herkesi anlamaya, herkesin özünü görmeye şans verebilmek için, önce kendimi sevmem ve kendime adapte olmam gerekiyordu. Bu hep senden başlar ya. Ben yürüyerek seyahat ederken gördüm ki, bu çemberdeki herkes sensin. İçimdeki kötülükleri gördüm, o kötülüklerle barışmaya çalıştım. Kötü olarak yargıladığım, eleştirdiğim her şeyin bende olduğunu fark ettiğim gün, hiç kimseyi eleştirmemeye ve yargılamamaya başladım. O yüzden kendine ne kadar iyi davranırsan herkese de o kadar iyi davranacaksın ve o çember genişleyecek, büyüyecek ve daha barışçıl bir hal alacak.

“seyahat ederken keşfettiğim en güzel şeylerden biri, çok sevdiğin bir şeye veda edebilme özgürlüğü.”

N: Meditasyonla kendi içinde yüzlerce kilometre yol alınabilir. ‘Yürümek’ iç yolculuğunun fiziksel karşılığı mı?

D: Yürümeye meditasyon olarak başlamamıştım. Yürümenin meditatif kısmını yürürken keşfettim. İlk amacım bir sırt çantası alıp, İtalya’da yürümekti. Yürümek ne demektir, nasıl bir süreçtir hiçbir fikrim yoktu. İlk defa çadır kurmayı ve kampı orada öğrendim. Bu konudaki cehaletimden yolda başıma yüzlerce şey geldi ve yanlış ayakkabı, çorap seçimimden yaralanmalar yaşadım. Ama her günün sonunda fark ettim ki, yürümenin sürekli mekan değiştirmek gibi bir güzelliği var. Düşünsene İstanbul’dan Antalya’ya gidiyorsun ve yüzlerce kasaba değiştiriyorsun. Orada hissettiğim, yeryüzünün bir parçasıyım, her şeye aitim ama her şeye veda edebiliyorum. Bu insanı çok özgürleştiren, yol alma hissiyatı getiren bir hal.

 

Seyahat ederken keşfettiğim en güzel şeylerden biri, çok sevdiğin bir şeye veda edebilme özgürlüğü. O gün biriyle karşılaşıyorsun, belki yemek yedin, sana evinin kapısını açtı, yatağını verdi. Ertesi gün sabah erkenden yola çıktığın için bazen bir güle güle bile diyemiyorsun. İlk zamanlar çok hayıflanıyordum buna, Sonra şunu fark ettim yolun fıtratında böyle bir şey var, veda etmek ve onu orada bırakmak, o kadarlık bir ilişki kurmak ve bir şekilde devam etmek.

 

N: Neşe mi acaba bu?

D: Neşe mi denge mi? Mutlu olduğum hal ile acı duyduğum hali teraziye koyduğumda aynı davranmaya başlamışsam biraz olsun “Tamam artık dengeli ve hayatımda bir şeyler oturuyor” demeye başlayacağım. Hayatımda hep onu deniyorum. İkisine de aynı davranabilmeyi bulmaya çalışıyorum aslında.