"Jale" çiğ tanesi demektir.  İçinde bulunduğu taassubun ortasına bir sabah serinliği gibi düşmek hiç kolay değildi. Yaşadığı onca zorluğun “zayıf” bedeninde yarattığı tahribat onarılamıyordu. Afife Jale de çareyi hastaneye yatmakta buldu. Darülbedayi'de kalan dostlarının yardımıyla Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde morfin bağımlıları koğuşunda tedavi görmeye başladı. Ve zaman zaman çıkıp, zaman zaman tekrar yattığı hastane odasında yorgun bedenine veda etti. O artık içine sıkışmak zorunda kaldığı bedeninden kurtulmuş ve yön bulmak isteyen her insan için bir yıldız olarak, sonsuzluktaki yerini almıştı. İnsanlığı ileriye taşıyan şey toplumların onlara çizilen sınırlara körü körüne sadık kalması değildi. Toplumun değer verdiği normlarla bağdaşık değil gibi duran insanlar toplumları ileri taşıyordu. Yaşadıkları dönemde kınanmış, dışlanmış ve istenmemiş olsalar da kararlılıkla sürdürdükleri mücadeleleri sonucunda toplumu ileriye götüren birer değer oluyorlardı.

 

Bugün adına Türk Tiyatrosu’nun en önemli ödül törenlerinden biri düzenlenen Afife Jale, hastane odasında yaşama veda ettiğinde, yanında kimsesi yoktu! İlk bakışta “acınası” duran bu hâl, aslında Afife Jale’yi tam da olmak istediği şeye dönüştürüyordu. Hastaneye son yatışında kendisiyle yapılan bir röportajda, bu durumu şöyle dile getiriyordu:

“Beni acıyarak değil, düşünerek, severek, kucaklayarak hatırlayın. Tiyatro var olduğu sürece ben var olacağım!”

 

Bugün mezarının yeri dahi belli olmayan Afife Jale’nin kabristanı Türk kültürü oldu. Kefeni sahne perdeleri, mezar taşları da ülkenin dört bir yanında durmadan yükselen tiyatro sahneleri oldu. Işığı, bugün sayıları on binleri bulan mukaddes kadın oyuncuların bedeninde can buldu.

halil

4.png