1919 yılının Nisan ayının sonlarında, Hüseyin Suat'ın "Yamalar" isimli oyununda “Emel” karakterini oynaması planlanan Ermeni oyuncu “Eliza Binemeciyan'ın” aniden yurt dışına çıkmak durumunda kalmasıyla Afife, "Jale" takma ismini kullanarak ilk kez sahneye çıktı. Bu ona “İlk Türk Kadın Oyuncu” olma unvanını kazandırdı. 

 

Afife Jale, sahneye ilk adımı attığında yüreği kadar dizleri de titriyordu. Aydınlık sahneden karanlık salona bakınca yatak odasının penceresinden seyrettiği gökyüzünü gördü. O, artık izlemeye doyamadığı sonsuzluğun bir parçasıydı.

 

Afife Jale'nin göz kamaştıran ışığı, oyunu izlemeye gelenleri hemen etkiledi. Daha kendisi oyun kostümlerini çıkarıp sahneden çıkmadan, nâmı çoktan yayılmaya başlamıştı. Bu bilinirlik şüphesiz ona mesleki bir başarı getirecekti ancak büyük bir tehlikeyi de içinde barındırıyordu. 

Türk kadınını ve Türk sanatını ileriye "ona çizilen sınırının" ötesine taşıyacak adımın bu adım olduğunu biliyordu. Ve attığı bu adımın ağır bedelleri olacağını da... Nitekim öyle de oldu... 

 

Sahneye çıktığı ilk oyunun başarılı temsilleri devam ederken, birkaç hafta sonra 1919 yılının mayıs ayı başlarında bu sefer "Tatlı Sır" oyunuyla sahneye çıktı. Bu onun karanlıkla ilk yüzleşmesi oldu. Oyunun daha ilk temsilinde polis tiyatroyu basmış, Afife Jale Ermeni bir tiyatro çalışanının yardımıyla teknik odanın penceresinden kaçmayı başarmıştı. Afife Jale, yüreğini kavuran sanat aşkıyla bunu önemsemedi. Sahnede kalmaya devam etti. Ertesi temsilde yine çok hak ettiği alkışlarla gönlünü doldururken polisler yine tiyatroyu bastılar. Afife bu sefer de malzeme dolabına saklanarak polisin elinden kurtulmayı başardı. Bir taraftan tanınmaya ve bilinmeye başlamıştı. Bu bilinirlik, onun durumunu daha da zor bir hale getiriyordu. Ve nihayet bir temsil sonrası Afife Jale, bu kez kaçmayı başaramayarak polise yakalandı. 

 

O tarihte Türk kadınının ne yapıp ne yapamayacağını belirleyen "sınırlar" Afife'yi fişledi. Babası kızını polis merkezinden kurtarsa da kendisini aklının sınırlarından kurtaramadı. Bu olaydan sonra Afife Jale'nin babası Hidayet Bey, toplum nezdinde suçsuz sayılabilmek için kızını "kötü kadın" ilan ederek evlatlıktan reddetti.

 

Bu olaydan sonrası Afife için artık adeta bir "kurtuluş" mücadelesine dönüşecekti. 

Tıpkı aynı tarihte memleketin verdiği kurtuluş mücadelesi gibi...